Nefis Muhasebesi

Riya Düşüncesi

sponsor

Riya düşünceleri üç çeşittir Bazen hepsi bir anda akla gelir. Bazen de tedricen birbirini takip ederler. İlki halkın kendisini gördüğünü bilmek ve görmelerini ummaktır. Sonra ardından nefis onların övgüsüne ve gözlerinde değer kazanmaya rağbet etmeye başlar (bu ikincisidir). Bunun ardından nefis bu durumu kabul edip ona meyleder ve gerçekleştirmeye niyetlenir (bu üçüncüsüdür).

Birinci düşünce bilgiden ibarettir. İkincisi arzu ve rağbet diye isimlendirilen haldir. Üçüncüsü ise niyet ve kesin karar diye adlandırılan fiildir.

En mükemmel kuvvet birinci düşünceyi savuşturmada ve ardından ikincisi gelmeden onu geri çevirmede gizlidir. Kişi, halkın kendisini gördüğünü öğrenme veya görmelerini umma düşüncesi aklına gelirse şöyle diyerek onu savuşturur:

“Halktan sana ne! İster senin ne yaptığını bilsinler ister bilmesinler. Allah senin halini en iyi şekilde biliyor. O’ndan başkasının bilmesinler. Allah senin halini en iyi şekilde biliyor. O’ndan başkasının bilmesinin sana ne faydası var!”

Kalbinde yer etmiş olan riya sebebiyle övülmenin zevkini tatmaya duyduğu rağbet harekete geçerse nefsine riyanın afetlerini, nefrete maruz kalacağını ve amellerine en muhtaç olduğu anda hüsrana uğrayacağını hatırlatır. Nasıl ki insanların kendisini gördüklerini bilmek riyaya duyulan arzuyu ve rağbeti kamçılıyorsa, riyanın afetlerini bilmek de söz konusu arzunun mukabilinde riyadan iğrenme duygusunu harekete geçirir.

Riya arzusu kabul etmesini ve iğrenme duygusu reddertmesini dayatır. Nefis ise bu ikisinin en güçlüsüne ve en baskınına uyar. O halde riyayı bu üç şeyle geri püskürtmek gerekir: Bilgi, iğrenme ve reddetme.

Kul bazen ibadetine ihlas azmiyle başlar, sonra riya düşüncesi aklına düşünce onu kabul eder. Bu sırada aklına ne bilgi gelir ne de kalpte bulunan iğrenme duygusu! Bunun sebebi, kalbin kınanmaktan korkma ve övülmeyi isteme duygularıyla dolu olması kalpte başkasına yer kalmayacak şekilde hırsın orayı tamamen istila etmesidir. Bundan dolayı riyanın afetlerine ve kötü akıbetine dair daha önceki bilgisi aklından gider. Çünkü kalpte övülme arzusu ve kınanma korkusundan dolayı boş yer kalmamıştır. Bu durumdaki kişinin durumu, nefsine halim olması gerektiğini ve öfkelenmenin kötü bir şey olduğunu hatırlatıp onu öfkelendirecek bir olay olduğunda halim olmak için gayret etmeye niyetlenen, sonra öfkesini alevlendiren bir olay olduğunda önceki niyetini unutup kalbi öfkenin afetlerini hatırlamasına engel olacak şekilde öfkeyle dolan adamın haline benzer.

İşte, arzunun tatlılığı kalbi bu şekilde doldurur ve öfkenin acılığı bilginin ışığını söndürür. Buna benzer bir olay sahabenin de -(r.a) başına gelmiş, Resulüüllah (s.a.v)’e ağacın altında savaştan kaçmayacaklarına dair biat edip söz edip söz verdikten sonra Huneyn savaşında çoğunun kalbi korkuyla dolunca önceki sözlerini unutarak savaş alanından kaçmışlardır.

Aniden saldıran arzuların çoğu böyledir. Bu durumda iman akdine dahil olan zarar bilgisi unutulur. Bilgi unutulunca iğrenme duygusu ortaya çıkmaz. Çünkü iğrenme duygusu bilginin semeresidir.

Bazen kişi bu bilgiyi hatırlar ve aklına gelen düşüncenin onu Allah’ın gazabına maruz bırakacak riya düşüncesi olduğunu bilir. Fakat arzusunun şiddetli olmasından dolayı o çirkin fiili yapmaya devam eder. Böylece arzusu aklına galip gelir. O anda alacağı zevki terk edemez ve sonradan tövbe ederim der veya arzusunun şiddetinden dolayı bunları düşünemez bile! Nice alimin aklına bir söz söyleme düşüncesi gelir de halka gösteriş yapmaktan başkası o sözü söylemesine izin vermez. Durumunu bildiği halde bunu yapmaya devam eder. İğrenme duygusundan yoksun olan bilgisinin de ona bir faydası olmaz.

Bazen bilgi igrenme duygusuyla birlikte gelir, sonra da kişi riya dürtüsüne uyar. Bu durum, iğrenme duygusu arzunun kuvvetine oranla daha zayıf olduğunda ortaya çıkar. Burada da kişi öğrenme duygusundan bir fayda göremez. Çünkü iğrenmenin amacı kişiyi riya ihtiva eden fiili yapmaktan alıkoymasıdır.

O halde bilgi, iğrenme ve reddetme ölçüsü birlikte olmadan riya konusunda bir başarı sağlanamaz. Reddetme, iğrenme duygusunun semeresidir. İğrenme ise bilginin semeresidir. Bilginin kuvveti iman kuvvetine ve bilginin nuruna bağlıdır. Bilginin zayıflığı ise gaflete, dünyayı sevmeye, ahiret unutmaya, Allah katındaki nimetleri az düşünmeye, dünya hayatının afetlerini ve ahiret nimetlerinin büyüklüğünü pek az düşünmeye bağlıdır. Bunlardan bir kısmı diğer kısmını doğurur ve semeresini verir.

Bütün bunların aslı ise dünya sevgisi ve arzuların kişiye galip gelmesidir. Dünya sevgisi bütün günahların başı ve kaynağıdır. Çünkü kalbi soyup talan eden şey, nam ve makam sahibi olmak istemenin ve dünya nimetlerinin tatlılığıdır. Bunlar kişinin akıbetini düşünmesine ve bilginin ışığında aydınlanmasına engel olurlar.

“Tabiatın riyadan hoşlandığının farkına varan kişi hakkında ne dersin?” diye sorulursa şöyle cevap veririz: İnsan, tabiatında olanı tamamen silmekle mükellef değildir. Onun sorumlu olduğu şey tabiatında olan çirkin huylara muhalefet edip aksini yapmaktır.

Kaynak: İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C: 2 / bkz: 101-103

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı