Saff SüresiTefsir

Saff Süresi Meali ve Tefsiri / Muhammed Gazali

sponsor

Büyük Risaletler, kendisine yardım edilmesinde ve korunmasında gayret ve samimiyete ihtiyaç duyarlar. Bu hususta ne söz ve davet ehlinin ne de cihad etmeleri gerekince ölüm korkusuyla gözleri dönen ödleklerin destekleri yeterli değildir. Ancak sahtekarlar ve hevalarına uyanlar, omuzlarındaki himmete cesaret edebilirler. Bu yolda onları, Hak desteğinde ölümü göze alan, malını ve canını bu yolda ortaya koyan ve her bir yiğit şehit düşünce yerine başkası geçerek düşmanla karşılaşmaktan çekinmeyen sağlam müminler ancak kahredebilirler. ‘Durum şu ki: Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister (Kıtal 4)’

Peygamber sözüne ve yüce haykırışa gelince hedefe ulaşmada bunların yolları kesilemez. Bunun için bu seviyeye yükselemeyen müminler, kınanmışlardır.

Ey iman edenler! Yapamayacağınız şeyi niçin söylersiniz? Yapamayacağınız şeyi söylemeniz Allah’ın yanında büyük bir hışmı gerektirir (Saff Süresi 2-3)

Mümin, Rabbinin rızasını gözetince evrende Rabbini tesbih eden her şey ona karşılık verir. İsyankara gelince itaat kuralının dışına çıkan ve evrende yabancı olan biridir. Bu yüzden Saff Süresi, şu ayetle başlamıştır:

Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ı tesbih eder, o Azizdir, hakimdir (Saff Süresi 1)

Kınama bunun ardından gelmiş ve Allah’ı tasdik etmeyen hatta Allah ve Resulü’ne karşı gelen milletler Saf Süresinde zikredilmiştir.

Bu süre, Resule karşı gelen milletlerin ilk olarak Musa’ya eziyet eden Yahudileri ve onlara tabi olanları zikretmiştir. Çünkü bunlar düşmanlarıyla savaşmada cesaretlerini yitirmiş ve kendilerine indirilen kitabı hemen tahrife yeltenmişlerdir.

Hani Musa kavmine: Ey kavmim! Gerçekten benim Allah’ın size gönderdiği peygamberi olduğumu bildiğiniz halde niçin bana eziyet ediyorsunuz? demişti. Onlar sapıp eğrilince Allah da kalplerini çevirdi (Saff Süresi 5)

Herhangi bir peygamber, öğretilerinde zühd sahibi ve düşmanlarıyla karşılaşırken endişeli olur.

Ardından süre, Resule karşı gelen ikinci millet olarak, İsa (a.s) ve kavmini zikretmiştir. İsa (a.s), zaman ve mekan olarak sınırlı bir risalete sahiptir. O, Tevrat’a karşı gelenleri onunla bağlantı kurmak, psikolojik ve sosyal hastalıkları tedavi etmek ve bütün insanlığı tek olan Allah’a götüren genel risalete ortam hazırlamak için sapkın İsrailoğullarına gönderilmiştir.

Hani Meryem oğlu İsa da: Ey İsrailoğulları! Muhakkak ben Allah’ın size gönderdiği resulüyüm. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek ve asıl adı Ahmed olan resulü müjdeleyici olarak geldim (Saff Süresi 6)

İsa (a.s)ın öğrencilerinin yazmış olduğu İnciller olarak isimlendirilen kitaplara baktığımızda üzerinde derin düşünmemiz gereken çok önemli cümleleri buluruz. Matta İncili’nin 24. bölümünde İsa (a.s) şöyle diyor: ‘Bir hayli sahte peygamberler türeyecek ve bunlar çok kimseleri saptıracaklar. Fakat sonuna kadar direnen kurtulacaktır. Göksel egemenliğin bu müjdesi tüm uluslara bir tanıklık olmak üzere bütün dünyada duyurularak ve son o zaman gelecektir’

Soruyoruz:

Bu egemenliği duyuracak, bütün aleme kendini takdim edecek ve kıyamete kadar peygamberliği baki kalacak kim?

Bu sıfatları, Muhammed dışında herhangi bir şahısta görebilir misiniz? Yuhanna İncili’nin 14. bölümünde şöyle geçer: ‘Beni seviyorsanız emirlerime uyun. Ben babadan, kıyamete kadar sizinle baki kalacak başka bir Faraklit’i size göndermesini istiyorum. Risaleti ilelebet sürecek olan bu kişi kim?

Faraklit Kelimesinin Anlamı

Faraklit: Yunanca bir kelime olup, tasaları gideren şefkatli kişi anlamındadır. 

Şüphesiz ben Muhammed’e uyarım. Çünkü O’nun kitabı, aklıma ve vicdanıma ters düşmüyor. Ben, iç alemini ve beni diğer insanlarla kaynaştıran dış alemini iyice inceledikten sonra, Allah’ı kendi aklımla tanıdım. Şayet Muhammed’in kitabı, O’nun Peygamberliğine delil olmasaydı, zihinlere hiçbir şeyi deva olmazdı ve bir beşerin peygamberliği kabul edilmezdi. Hz Peygamber’in doğruluğunu işaret eden haberler, kendi taraftarlarına hizmet eder. Hz Muhammed’in kendisine gelince, kitabı ve sireti O’na yeter.

İslam’a davet edildiği halde Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir? Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler. Halbuki Allah -kafirler hoş görmese bile- kendi nurunu tamamlayacak olandır (Saff Süresi 7-8)

Kuşkusuz akıl, Allah’ın insanlara bahşetmiş olduğu en değerli varlıktır. Aklı zehirleyen veya öldüren imanda, ne bir hayır ne de bir denge vardır. Ama halkın geneli aklı bir tarafa bırakıp sonra konuşuyor. O halde bunlara nasıl kulak verebiliriz?

Süre başta anlattığını doğrulayan iki önemli anlamla son buluyor:

Birincisi: Hayat, iman ve cihaddır

Allah’a ve Resulülne iman ederseniz, mallarınızla, canlarınızda Allah yolunda cihad ederseniz (Saff Süresi 11)

İkincisi: Allah’ın yardımı ve O’nun kelimesinin yücelmesi için her ortamda müminin hazırlanmasıdır. Çünkü mümin, hayatın çetin yollarından geçiyor. Kendisine Allah’a çağıran bir nida ulaştığında hemen ona koşup o nidanın sahibine boyun eğiyor ve sadaya dönüyor. Namaza çağırırken sesiyle uzayın derinliklerini çınlattığında müezzini tasdik etmemiz de bunun gibidir.

İsa (a.s) Yahudiler’in kendisi hakkında şüpheye düşüp yüz çevirdiklerini görünce bu desteğe dayanarak şöyle seslendi:

Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kim olacak demiş, havariler de: Allah’ın (dininin) yardımcıları biziz demişlerdi (Saff Süresi 14)

İsa’nın havarilere aynen Muhammed’in sahabeleri gibidir. Kendini hakka adayan herkes, hakkın zorluğuna katlanır ve sancağını yükseltir. Onlar peygamberliklerin ayakta durmasında ve sürekliliğinde destekçileridir. Bu çağda İslam, Saf Süresi’nin sonundaki şu ayeti iyi anlamamıza ihtiyaç duymaktadır:

Ey iman edenler! Allah’ın (dininin) yardımcıları olun (Saff Süresi 14)

Kaynak: Muhammed Gazali / Kur’an’ın Konulu Tefsiri / bkz: 747-750

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı