Şeytanın Görevleri

Şeytan Görevini Bıraktı Mı?

sponsor

Aşağıda okuyacağınız kesit Ahmed Günbay Yıldız adlı yazarın O’na Secde Yakışıyor adlı romanından bir kesittir. Kitapta çok daha fazlası  mevcuttur ve sürükleyici bir üslup ile yazıldığı için okuyucuyu sıkmadan daha da fazla okumaya teşvik ediyor. Ahmed Günbay Yıldız O’na Secde Yakışıyor adlı romanını kesinlikle almalı, okumalı, çocuklarınıza okuması için tavsiye etmeli, önermeli ve kişisel kütüphaneniz de bulundurmalısınız. Lafı daha fazla uzatmadan sözü Ahmed günbay Yıldız‘a bırakıyoruz;

Şeytan eşittir, vesvese ve kibir

Onu anlatmaya yeltenen herkes mutlaka bunlarla başa söze. Şeytanı anlatmadan önce, kibrini çok iyi ifade eden bir öykü ile başlamak istiyorum: Şeytan, şaşırtmak istediği bir delikanlı ile arkadaş olmuş. Onun en ilginç özelliklerinden biri de çeşitli kılıklara girebilmesidir. Delikanlı sert bir kaya çıkmış şeytana göre. Ne yaptıysa aklını çelememiş ve sonunda delikanlıyı şaşırtan sözler söylemiş:

Biliyor musun delikanlı ben bir şeytanım. görevim seni şaşırtmaktı. Üzüldüm doğrusu, bu defa sen başardın, uymadın bana. Sağlam bir imana sahip olmalısın, doğrusu şaşırttın beni.

Delikanlı şeytana bakıp sormuş: Madem sen şeytansın, neden beni pavyona, meyhaneye, kumarhaneye, çılgınlıkların yaşandığı yerlere götürmüyorsun da ibadetimi engellemek için çabalıyorsun?

Biliyorum ki senin gibi maneviyata düşkün olanlar oralara ha diyince gitmez. Bu durumlar için farklı yöntemleri vardır şeytanların. Bu çağda, diye başlarız. Çağdaşlık, aydın olabilme kavramları en hassas damarlarıdır insanların. Bu çağda, insan görmediği hayali güçlere inanır mı? Ömrünü neden boş yere harcamaktasın, elindeki hayatın kıymetini bil, yarın toprak olup gitmeyecek misin? Bu sorular ve kalbe vesvese verebilecek sayısız hikayelerle girer şeytan insanın düşüncesine ve çoğunlukla başarır da bunu. Bazen senin gibi sert kayalara da çarpar, ama inatla sürdürür görevini. Az önce saydığım yerlere fazla uğrayıp zaman harcamayız biz. Oralar benim adamlarımla dolu zaten. Onlar benim yokluğumu hiç aratmaz. Yaşamak adına demiştimya sana, ilahi emirlerin aksine ne varsa onları yaparlar. Belki şaşıracaksın ama bazı hususlarda insanların şeytanlaşmış olanları bizi çoktan aştı bile. İnanmıyorsan, aç uydulu kanalları da bir bak. Şifreli şifresiz fark etmez, teknoloji ile daha da kolaylaştı işimiz. Kanallarda şeytanın bile aklına gelmeyen, nefislerin hoşuna giden sahneler düşecek gözlerinin önüne, seyret ve gör, yeryüzünde insan dışında hiç bir canlı o sahneleri yaşayamaz. İşte inancı ürperten bu sahnelerin tiryakileri saymakla bitmez.

Bizi yalnız adamları da kollar, kendi evlerinin içinde bile günaha zorlarız onları. Hele o ekranların başında bekleyenlerin düşüncesine hep böyle sahnelerin özlemini işleyerek onları meşgul ederiz.

Sana bir sır dereyim mi delikanlı, en az yaşayan şeytan 900 yıl yaşar.

Onun için bizler asırları tanırız. Şimdilerde benim yaşımda sınıra. Ömrüm boyu şu içinde yaşadığımız çağın şaşkınlığını daha önceki çağlarda ne gördüm ne de duydum. İnsanoğlunu şaşırtmak için kıyamet gününe kadar görevli olduğumuz halde insanın bu kadar azabileceğini, bu kadar duyarsız ve acımasız olabileceğini hayal bile edememiştim. İstersen biraz daha şaşırtayım mı seni delikanlı. Artık yeryüzünde bana yapabilecek bir işi bırakmadı insanların şeytanlaşan tayfası.  Kur’an şöyle seslenmekte, Şeytanınız, insan yada cin olsun onlardan korunun. İnsanın şeytanları ile cinlerin şeytanlaşanları arasındaki fark, şeytanın dilediği zamanlarda kendisine seçtiği bir kılıkla insanın karşısına çıkmasıdır. Cinler ateşten yaratılmıştır, insan ise topraktan. Allah, Adem’e secde et! dediğinde İblisin gururunun kabarışı, ateşin topraktan daha üstün olduğuna inanmasındandı.

Allah’ım ben Adem’den üstünüm. O’na secde etmem, Adem’i topraktan, beni ateşten yarattın, yanılgısıydı İblis’in boğazına lanet halkasını taktıran. Oysa, nurundan yarattığı melekler bile secde etmişti Adem’e. Şeytanın yanılgısı ateşin mi yoksa toprağın mı üstün oluşuydu. Bu meselenin nitelikli bir düşünce ile incelendiğinde kendisini yorumladığında görülür aynı zamanda. Toprağın bağrından efsaneleri taşıyan bir özelliğe sahip olduğunu görünce hak verecektir akıl. Sinesinde, yanardağları, lavları, deryaları barındıran, meyveler, bütün renk ve desenleriyle sayısız türde bitkileri, çiçekleri, ağaçları ve yiyecekleri, güzel kokuları taşıyan bir vasfa sahipti o. Düşünüldüğünde bu ilahi bir senaryoydu ve İblis kibriyle lanet halkasını boynuna taktı.

İnsanlar da tıpkı İblis gibi emredilen çizginin dışına çıktıklarında, isyanlarının hesabını vereceklerdir. Hayatın gerçek anlamı ise yaşanılan ömürlerin muhasebesini verebilmek için ölüp, huzura gelmekti.

Şeytanın asıl görevi, insanları şaşırtmak için uğraşmaktır

Bu serüvene başka bir açıdan bakıldığında ilahi bir senaryo çıkar insanın karşısına. Çünkü düşünenler için şeytan, imtihanın da bir parçasıdır. Allah isteseydi, şeytanın itiraz hakkını elinde bırakır mıydı hiç? şimdiki aklımla Rabbim bana bir fırsat verse ne yapacağımı çok iyi biliyordum… demiş delikanlıya şeytan ve eklemiş, Ama ne yazık ki artık bu imkansız bizim için, şeytanın görevi bu değil lakin sana bir öğüdüm var delikanlı, demiş. Kurtuluşunu istiyorsan, kendini hep işte böyle sorgulayarak yaşa.

Delikanlı şeytana sormuş: Rabbim sana yeniden bir fırsat verse ne yapardın? onu söylemedin.

Evet, bana bir fırsat verse, ellerimi ona taa gönülden açar ve derdim ki: Ey Rabbim! Ben ömrümde bir defa isyan ettim, benim boynumda lanet halkası var; Oysa insanoğlu şirkini, isyanını, sonsuzluğa taşımakta. Beni affet, ben bu görevi bırakmak istiyorum, insanoğlunun şeytanlaşanları bana yapacak bir iş bile bırakmadı, beni bağışla ve bu görevi benden al. İşte böyle içten yakarışla yalvarırdım Rabbime.

Aksiyona bağlanmayan bir inanç, kendi kendini öğütüp tüketen, mikropların pençesine düşmüş bir vücut gibidir. Bilinmezlerin esrarına yelken açan insan, nefsinin elinde şehvetin ve duyarsızlıkların oyuncağı olmadan, gönül zindanlarının o aşılmaz duvarlarını yıkıp maneviyat ummağına açılmalısın, İblis’in azgın dalgalar oluşturduğu sularda pusulanı kıracağını bile bile umursamazlığını sürdürmemelisin. Vücut gemisinin bütün hücreleriyle tayfanın hepsine kesin ve bilinçli bir emir vererek doğru yola devam! diyeceksin. Bu senin için çok çetin bir meydan muharebesi oalcak unutma. Bu mücadelede boğulmak, gemiyi sert kayalara çarparak parçalamak, iri azgın dalgaların arasında gömülüp kalmakta var, ahiret limanına minimum yaralarda ulaşabilmekte

Kaynak: Ahmed Günbay Yıldız / O’na Secde Yakışıyor / bkz: 124-127

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı