İmam Gazali SözleriŞeytanın Görevleri
Trend

Şeytanın Hileleri Vaaz Tadında

Gururdan Kurtulmanın Üç Yolu Vardır

Akıl

Marifet

İlim

Akıl: Yaratılışta olan bir şevki tabii içgüdüdür ve eşyanın hakikati onunla anlaşılan gerçek bir nurdur.

Akıllık, akılsızlık, kalın kafalılık ve ahmaklık, insanın yaratılışında doğuştan vardır. Ahmak ve kalın kafalı olan insan kendini aldanmadan koruyamaz. Akıl ve anlama, insanın yaradılışından olması gerekir. Akıl ve düşünme kabiliyetinden daha yaradılışında iken yoksun olanlar bunları sonradan kazanamazlar. Yalnız aklın ve düşünmenin temeline sahip olan kimseler, çeşitli denemelerle bu özelliklerini geliştirebilirler. Demek oluyor ki, bütün mutlulukların temeli akıldır, zekadır.

Marifet: Marifetten gayemiz dört şeyin bilinmesidir.

Nefs

Rabb

Dünya

Ahiret

1-► Nefsini bu dünyada kulluk yaparak ve aşağılık olan hayvani şehvetlerden kaçınmak, insana yakışan Allah’a,onun emirlerine uymak ve rızasını kazanmaktır. Nefsini tanımayan Rabbini de tanımaz.

2-► Rabb’ini tanımayan, muhabbet, kalp, tefekkür ve şükür kitaplarında anlattığımız şeylerden faydalanarak Rabbini tanımaya çalışsın. Çünkü orada nefsin niteliklerine ve Allah’ın yücelik vasıflarına işaret vardır. Onları okursa kısaca olsa bile bilgi sahibi olur. Tamamının olgunluğu bundan sonradır ve aynı zamanda keşif ilmidir. Bizim bu bölümde anlatmaya çalıştığımız davranış ilmidir.

3-4-► Dünya ve ahireti tanımak için de dünyanın kötülenmesi (zemmi) ve ölümün zikredilmesi kitaplarını okumalıdır. Bunları okumakla dünyanın ahirete katiyyen nispet edilemeyeceğini anlar. Zaten kıyaslanacak tarafı da yoktur. 

Nefsini, Rabbini, dünyayı, ahireti tanıdığı zaman Allah’ı tanımaktan, Allah sevgisi, ahireti tanımaktan ahirete özlem, dünyayı tanımaktan da dünyaya nefret hasıl olur ve bununla ahirette kendine faydalı olacak ve onu Allah’a götürecek olan en önemli şey kalır. Kalbinin hükümdarı olursa yaptığı bütün işlerdeki niyeti geçerli olur. Yeyip içerken hatta ve hatta kaza-i hacetini yaparken bile kendini ahiret yoluna döndürecek yolları araştırır. Niyeti o zaman sahih olur ve kendini dünya çıkışlı olan her çeşit gururdan ve aldanmadan kurtarır. Dünkü dünyalık olan her şey, sahih niyeti bozar.

Kendine dünya, ahiretten daha önde geldiği ve nefsinin isteklerini Allah’ın rızasından önde saydığı sürece kendini gururdan ve aldanmaktan kurtaramaz.

İlim: Olgun aklı ile Allah’ı ve nefsini tanıyarak kendinde Allah sevgisi galip geldiği zaman kendini üçüncü bir şeye muhtaç hisseder ki, o muhtaç olduğu şeyde ilimdir.

Onu bilmesi ve kendini Allah’a yakın kılan ve Allah’tan uzaklaştıran şeyleri öğrenmesi, bu yolda bulunan afetleri, cezaları, tehlikeleri bilmesidir. İhya kitabında bu konuya ait bilgiler vardır.

Rub’ul İbadet (İbadetlerin 4/1)’i kitabında ibadetlerin şartlarını öğrenir ve onlara uyar, afetlerini öğrenir ve onlardan sakınır.

Rub’ul Aidat (Adetlerin 4/1)’i; yaşamanın sırlarını ve gerekli ihtiyaçlarını öğrenerek onları doğru bir şekilde kazanmaya çalışır. Gereksiz olanları öğrenir ve onlardan kaçınır.

Rub’ul Mühlikat (Helak edici şeylerin 4/1); Allah yolunda önüne çıkan güçlükleri yani kötü huyları ve onların iyileştirilme yollarını öğrenir. Öğrenmiş olduğu şeyleri uyguladığı zaman kendini gururdan ve aldanmaktan korur ki, bunların hepsi Allah’ı sevme esasına dayanır. Kalbinden dünya sevgisini atar da Allah sevgisini yerleştirirse, iradesi güç kazanır ve niyeti sahih olur. Bu da anlatmış olduğumuz şeylere uymakla olur.

Eğer bütün bu şartları yerine getiren muttaki kulların daha başka korkacağı şeyler var mıdır diyecek olursan cevabım şudur;

Evet, şeytanın kandırmasından korkulur. Şeytan onu ilim yaymaya ve halka öğüt yolu ile Allah’ın dininden bildiklerini öğretmeye teşvik eder. Çünkü gerçekten ihlaslı bir mürid, nefsini terbiye edip, ahlakını güzelleştirir, kalbini bütün kirlerden temizleyip temizlemediği hususunda kontrol eder, hak yola girer ve dünyayı hakir görür de onu terk ederse kalbinde bir şey kalır ki, o da yalnızca Allah’dır. Allah’ı zikirden zevk almak, ona yakarışta bulunmak ve ona kavuşmaya özlem duymaktır. Bu durumda şeytan acizdir, kandıramaz. Şeytan dünyalıklar yolundan onu kandıramazsa, bu sefer ona dini yönden yanaşır ve;

Sen artık kurtuluşa erdin, bari Allah’ın kullarına merhamet et, onlara öğüt ver, doğru yolu göster, onlar için Allah’a dua et der. Muttaki olan zat artık halka acımaya başlar, şefkat eder ve şefkatle bakar, kimi yaptıkları işleri şaşırmış, kimi dini yönelen sarhoş, kör ve duymaz olmuştur. Hastalık bütün bedenleri sarmıştır. Tedavi edecek hekimlerini kaybetmiştir, nerede ise helak olacaklar da hala durumlarından habersizdirler. İnsanların bu halini görünce onlara olan acıma ve merhameti bin kat daha fazlalaşır. Halbuki onların ihtiyacı olan şeylere aynen kendi de muhtaçtır. Onların sapık yollara düşmelerini açıklayıp, mutluluğa ermelerini sağlamak onun için zor değildir. Hiç zorlanmadan onlara doğru yolu gösterebilir. Kendisi adeta elim bir hastalığa tutulup gece gündüz uyuyamayan, yeme-içme, hareket etme hassasını kaybeden ve sonra da ücretsiz ve meşakkatsiz olarak bu derdine deva bulan, artık rahatça uyuyup sağlığına kavuşan hasta gibidir. Sonra bu hasta birçok insanın aynı hastalıktan muzdarip olduğunu görür ve onlara acır da kendi kullandığı ilacı kullanmalarını öğütler.

İşte bu mürid hak yola girdikten ve kalbinin yakalanmış olduğu hastalıktan sonra yaratılmışlara bakar ve onların kalplerinin çok yakında tedavisi imkansız hastalığa yakalanacaklarını görür. O hastalığın tedavisini bildiğinden, onlara acır ve öğüt vermeye başlar. Şeytan da rahat durmaz ve onu fitlemeye çalışır ve devamlı aldatmaya gayret eder ve onu nasihat vermeye teşvik eder. Mürid halkı irşad etmeye başlayınca, şeytan gizlice ona başkan olma sevgisini aşılar. Bunu yaparken karıncanın ayak sesinden daha gizli hareket ettiği için, mürid ilk anda bunun farkına varamaz. Bu duygu kalbinde hareket ettiği eder durur. Sonra da ağır ağır yapmacık hareketleri, güzel ve vezinli cümleler kurar ve giyiminde süslenmesiyle halka karşı kendini büyük görür. Halk ona yönelir, hürmet ederler, bu hürmet öyle bir noktaya varır ki, onlara hükümdarlardan daha çok saygı gösterirler. Çünkü dertlerine gereken dermanı onda buldular. Sonra da bu mürid onlara gösterdiği şefkat ve merhamette onlardan herhangi bir karşılıkta beklemiyor. Bu sebeple onu herkesten çok sever ve ona bir köle gibi bağlanır, hükümdardan daha üstün tutar. Tam bu sırada mürid’in kalbi dünyaya meyletmeye başlar ve dünyayı sever. Dünyayı terk etmiş olduğu halde, bu defa ondan daha üstün olan başkan olma sevdasına yakalanır. Şeytan bu fırsatı yakalar da elinden kaçırır mı?

Elini onun kalbine atar ve onun makam zevkini artıracak her şeyi yapmak için onun kalbine hakim olmak ister. Tehlike noktası işte burasıdır. Müridlik alışkanlığından dağılıp nefsin şeytana uymasının alameti şudur;

İşlediği herhangi bir kusurdan dolayı halk huzurunda dikkati çekilse, bu gücüne gider. Kendi kendine haksızsın, neden kızıyorsun sorusunu sorduğu zaman şeytan ona hemen şu fikri verir;

Sen kendi nefsin için değil, Allah için kızıyorsun. Çünkü müridlerin ve çevrende toplananlar senin hakkında güzel inanç sahibi olmazlarsa, Allah’a giden yoldan uzaklaşırlar. Bu fikirle gururlanır, kendini beğenir ve yanılır. Bazen öyle olur ki kendine muarız olan, karşı çıkanın aleyhinde konuşur ve gıybetini yapmaktan sakınmaz. Şüpheli olan helalden sakınırken, bu defa haram oluşu kesin olan şeyleri işler. Kendini tenkid eden kimseye aslında teşekkür etmesi gerekirken, hakkı kabul etmeyi zillet sayar ve kibirlenerek kabul etmez. Güldüğü zaman veya bazı ibadetleri yaparken tembellik ederse, halk bunu duyar, onların gözünden düşeceğim korkusu ile hemen tövbe ve istiğfar eder. Hata bana olan hürmet ve saygıları azalmasın diye amellerini ve Allah zikrini artırır. Bu arada şeytan ona şöyle seslenir;

Senin bu şekilde hareket etmen insanlara gösteriş sayılmaz. Böyle yaparsan onlar senin yanından ayrılmaz ve hak yoldan sapmazlar.

Bunların hepsi şeytanın hile ve tuzakları ile başkanlıktan düşme korkusundan ileri gelir. Bu sebeple kendine benzer kimselerden de buna benzer hareket edenlerin halini duyar ve memnun olur. Eğer benzerlerinden birinin bir iyiliği ve halk üzerinde daha fazla etkili olduğunu  duysa, bundan memnun olmayacağı gibi, canı da sıkılır. Eğer benliği önderlik sevdasında olmasa ve bundan zevk almasa, başkasının eksikliklerine üzülmesi gerekirdi. Bu durum şuna benzer;

Adamın birinin tanıdıkları bir kuyuya düşmüş ve kuyunun ağzını büyük bir taş kapatmıştır. İçeridekileri kurtarmak için ne yaparsa yalnız başına taşı kaldıramaz. Bu arada gelen başka birinin yardımı ile kuyunun ağzındaki taşı kaldırır ve kuyudakileri kurtarır. Adam, kuyudakilerin hayatını kurtardığı için diğerinin yardıma gelmesine sevinmelidir. Zira amaç onları kurtarmaktır. Yalnız başına kurtaramadığı için üzülmemelidir.

Halka öğüt verenin de durumu böyledir. Amacı eğer din kardeşlerini ateşten kurtarmak ise, ona birileri yardım ettiğinde buna sevinmelidir Mesela hiç öğüt almadan o topluluk toptan doğru yolu bulsa buna canı sıkılacak mı? Eğer amaç topluluğun doğru yola ulaşması ise, bu nereden ve kim tarafından gelirse gelsin buna memnun olması gerekir.

Eğer başkası tarafından doğru yola getirildiler diye canı sıkılıyorsa, şeytan onun kalbini de vücuduna da büyük günahların içine çekerek yok etmiş demektir.

Kaynak: İmam Gazali / İhyau Ulumi’d-Din / C:3 / bkz: 1107-1112

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı