Taha SüresiTefsir

Taha Süresi Muhammed Gazali Tefsiri

sponsor

Ta-Ha: Bu harfler Arap alfabesinin harflerinden iki tanesidir ve Hz Peygamber (s.a.v)’in isimlerinden de değildir. Çünkü bu hususta sahih bir hadis yoktur. Dolayısıyla bu iki harf, bir çok sürenin kendisiyle başladığı tekil harflerdendir ve bunlardan kastedilen anlamı da ancak Allah (c.c) bilir.

Ayrıca bu harflerden (Hurufu Mukattaa) maksadın, Araplar’a bir uyarı niteliği taşıdığı da söylenmiştir. Zira Kur’an, Araplar’ın alışık oldukları ve bildikleri harflerden oluşan bir kelam olmasına rağmen onlar, Kur’an’ın bir benzerini getirmekten aciz kalmışlardır.

Kur’an-ı Kerim, semadan vahiyy olarak indirildiği için semavi karakter ve ruh onun nazmında ve hedefinde apaçık görünmektedir. Yüce varlığı ve mutlak birliği ispat hususunda Kur’an’ın bir benzeri yoktur. Dürüst, temiz ve tarafsız bir okuyucu, Kur’an’ın insanları Rablerine doğru yönlendiridğini kalplerinde Allah (c.c) korkusu yerleştirdiğini, akıllarının Onun (c.c) nuruyla aydınlattığını ve onlara ahireti yakini olarak hissettirdiğini anlar.

Kur’an-ı Kerim‘i Rabbinden alan kimsenin temiz bir basiret ve bozulmamış bir fıtrat sahibi olduğunu ve de cahiliye döneminde doğruluk ve emanetle meşhur olduğunu herkes bilir. En azılı düşmanları bile Onun (s.a.v) şerefini kötülemeye ve hayatına leke sürmeye cesaret edememişlerdir.

Hz Peygamber (s.a.v) Rabbinden almış olduğu bu vahiyleri kavmine okuduğunda onların hemen kendisini tasdik edivereceklerini zannetti. Çünkü O (s.a.v) hiçbir zaman için yalan söylememişti. Ne var ki kavminin taşımış olduğu taassup, Onun (s.a.v) getirdiği şeyleri reddetmeye ve Ona (s.a.v) iftira edip delilikle suçlamaya kadar götürdü.

Şerefli bir kimse suçsuz olduğu halde ve yapmadığı şeylerle suçlandığında üzülür ve hüzünlenir. Bu sıkıntı o kişinin sağlığını etkiler ve hayatını çekilmez kılar. İşte alemlerin Rabbi olan Allah (c.c) nebisine acıyarak Onu şöyle teselli etmekteydi:

Biz sana Kur’an-ı güçlük çekesin diye indirmedik. Ancak korku duyan kimseye öğüt olmak üzere (gönderdik). O, yeri ve gökleri yaratan Allah tarafından indirilmiştir. Rahman Arş’a istiva etti (Ta-Ha 2-5)

Bu ayetlerde Allah (c.c) Tealanın yüceliği ve büyüklüğü ile ilgili peş peşe sıralanan nitelikler, öncelikle Kur’an’ın bizzat Allah katından indirildiğini ortaya koyuyor ve değerini yüceltiyor, arından da onutebliğ eden Resul’ün konumunu yükseltiyor.

Denilebilir ki Taha Süresi tamamen Allah’tan gafil kalmanın, Onu önemsememenin ve Onun yönlendirmelerinden, emir ve yasaklarından uzaklaşmanın tehlikelerini gözler önüne sermektedir. Şüphesiz ki insana musallat olan unutkanlık, sahibini tamamen kaplamaz, kişi isterse çabucak hatırlar. Asıl korkulması gereken şey, unutkanlığın kişinin basiretini köreltecek, onu kararsız kılacak ve de sahibini cehenneme bir odun olarak götürecek kadar, onu çepeçevre bir şekilde kaplamasıdır.

Ayakları kaydığı zaman sonsuza dek Allah’ın rızasından mahrum kalmamaları için hata eden ve hak yolda yürürken tökezleyen kimselerin önünde, tevbe gibi bir kapının açık olması, Allah’ın kullarına olan bir fazlı, lütfu ve ihsanıdır. Allah’ın yolundan sapan ve onun hak yolundan yüz çevirenlerin cezası ise başkadır:

Kim de zikrimden yüz çevirirse gerçekten onun için dar bir geçim ve onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz (Ta-Ha Süresi 124)

Dünya, aslında bir hesap (ceza ve mükafat) yurdu olmamasına rağmen yüce Allah suçlular için bazı cezaları daha bu dünyada iken verir. Tıpkı, adaleti ve lütfu gereği bazı iyi kimselere mükafatını bu dünyada verdiği gibi.

Sürenin sonuna baktığımız zaman onun baş tarafı ile sıkı bir ilişki içinde olduğunu görürüz. Allah’ın Resulü’ne işkence eden ve kalbini hüzünle dolduran müşrikler, acaba kendilerinden öneki atalarının vardıkları şu kötü sonuçtan hiç korkuyorlar m?

Meskenlerine uğrayıp geçtikleri kendilerinden önceki nice nesilleri helak edişimiz, onlar için bir hidayet sebebi olmadı mı? Şüphe yok ki bundan üstün akıl sahiplerine ayetler vardır (Taha 128)

Gerçek şu ki, insanlığın yaratılışından bu tarafa, hak ve batıl arasındaki mücadele kesintisiz olarak devam etmektedir.

İşledikleri günahlar sebebiyle medeniyetler yok olmasına rağmen, kendisine yapılan saldırıların aç gözlülüğüne ve ilkelerinin hiç birinin kaybolmamasına rağmen, sonuçta insnalar sapıklıklarından dönmemişler ve hidayet yolunun devam etmesi için, onu kendi haline bırakmamışlardır.

Zamanın uzunluğuna oranla, şu kısacık hayatında hakikati tek başına bırakıp kaçmayan nice erler gördüm ve yine Allah’ı ve elçilerini unutan nice tağutlarının işbaşında olduklarını gördüm. Ancak, şu bir gerçek ki, hayat ileri gitme ve geri çekilme arasında gidip gelen bir süreçten ibarettir. (Yani bazen iyidir, bazen de kötüdür). Kin ve düşmanlık ne kadar uzun sürerse sürsün, sonuç ve süreklilik daima iyi ve güzel olanındır.

….Köpük akıp gider, insanlara fayda veren şeye gelince, işte o yer yüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller getirir (Ra’d 117)

Allah, Hak ile batıl arasındaki bu sürekli mücadelenin ilkelerini öyle belirlemiştir ki, bu ilkeler ne acelecilerin aceleciliği ile sarsılır ve ne de haddi aşanların taşkınlıkları ile hedeflerinden sapar. Şu ayetin anlamı işte bunu ifade etmektedir:

Eğer Rabbinden bir söz verilmemiş ve belli bir vade olmasaydı (bunlara da azap) lazım olurdu (Taha 129)

Evet, burada sapmayan ve sarsılmayan yüce ilkelerin hüküm sürdüğü bir düzen vardır.

İsyancılar ve inkarcılar belki de bu dünyadan daha fazla zevk ve haz alabilirler ve daha çok istifade edebilirler. Oysa ki bunun hiçbir kıymeti ve değeri yoktur, çünkü onların varacakları son helak olmaktır. Zira kendilerine verilen mal ve mevkiler sebebiyle övünen kafirler hakkında şöyle bir ayet vardır:

Kendilerine ayetlerimiz açıkça okunduğu zaman inkar edenler iman edenlere, ‘İki topluluktan hangimizin konumu daha üstün ve mensupları daha iyi?’ diye sorarlar. Oysa onlardan önce de daha varlıklı ve daha gösterişli olan nice nesiller helak ettik (Meryem 73-74)

Bir hadisi şerifte geçtiği üzere, bir gün Hz Peygamber (s.a.v) sert yatağının üzerinde uyurken hasır izlerinin vücuduna çıktığını gören Hz Ömer (r.a9 üzülür ve Kayser ve Kisra’nın gösterişli konforunu ve geniş dünyasındaki rahatlığını hatırlar, fakat Hz Peygamber (s.a.v), Hz Ömer’e şunu bildirir:

Onlar, iyilik ve güzellikleri bu dünyada iken sevilen kimselerdir. Bu sebeple bunlar bizi üzmesin.

Onlardan bir kısmına bunlarla kendilerini imtihan edelim diye dünya hayatının süsü olarak verip, faydalandırdığımız şeylere gözlerini dikme. Rabbinin rızkı ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır (Taha 131)

En güzel ve en şerefli olan şey, evlerin ibadet ışığı ile aydınlanması ve temizlenmesidir. Evleri takva ve Allah’a (c.c) yönelme havası kaplamalıdır. İşte böyle bir manevi donanıma sahip evlerden de, insanlara edep ve iffet öğretecek ev sahiplerinin çıkması ne güzel şeydir. Yüce Allah (c.c) Nebisi (s.a.v)’ne şöyle emrediyor:

Sen aile halkına namazı emret, kendinde sabırla ona devam et. Senden rızık istemeyiz, sana rızkı Biz veririz. Güzel akıbet ise takva sahiplerinindir (Taha 132)

İslam’ın insanları, sadece iyilik ve güzeliklerde yarışırlar ve onların evleri de insanlar için iyi bir örnektir. Sıradan insanlar ise, kaybetmeleri halinde keder ve üzüntüden ölecek şekilde, kendilerine verilen rızıkla nefislerini meşgul eder dururlar. Sorumlu tutuldukları görevleri yerine getirirken özen göstermezler. İbni Ata’nın dediği gibi: Bu davranış basiretin kapalılığından ya da yokluğundan kaynaklanmaktadır

Söz döndü dolaştı bir kez daha Mekke müşriklerine geldi. Süre onların, Resul (s.a.v)’ün doğruluğuna ikna olmaları için, ısrarla mucize talep ettiklerini hatırlatmaktadır. Onlar gerçekte neyi istiyorlardı? Örneğin Safa Tepesi’nin altına dönüşmesini mi istiyorlardı? Oysa Safa tepesi altına dönüşse ve ondan külçe külçe altın alsalar ve istedikleri gibi harcasalar dahi, onlar yine de iman etmeyeceklerdir. Onlara apaçık ve inkarı mümkün olmayan mucizeler gelmişti, fakat onlar anlayamadılar:

Rabbinden bize bir mucize getirmeli değil miydi? dediler. Daha önceki sahifeler de bulunan apaçık sahifeler onlara gelmedi mi ki? (Taha 133)

Yüce Allah (c.c) onlara, geçmiş peygamberlerin diliyle anlatılan tüm hikmetleri toplayarak, özel bir kitap olarak indirmiştir. Ama buna rağmen bu, onlara fayda vermiş midir? Yoksa onlar akıllarını çalıştırmıyorlar mı? Allah (c.c), onları sapıklıkları sebebiyle yakalayıp azabı tepelerine indirdiğine şöyle haykırırlar:

Bizlere hiçbir uyarıcı gelmedi ki. Bizleri uykumuzdan uyaracak biri gelmeli değil miydi? Oysa sizlere apaçık uyarıcılar gelmişti de siz ona karşı kulaklarınızı tıkamıştınız. Öyleyse akıbetinizi bekleyin.

De ki: Her birimiz gözetliyoruz, siz de gözetleyin. dosdoğru yolun sahipleri kimdir ve Hakk’a yol bulmuş kimdir bileceksiniz (Taha 135)

Kaynak: Muhammed Gazali / Kur’an’ın Konulu Tefsiri / bkz: (403-404) (409-413)

Aşağıdaki konulara bakmak ister misiniz?

sponsor
Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı