Namaz Gusül Kur'an Allah Tövbe Vesvese
DOLAR
8,6367
EURO
10,1730
ALTIN
487,27
BIST
1.419
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa
Parçalı Bulutlu
29°C
Bursa
29°C
Parçalı Bulutlu
Pazartesi Parçalı Bulutlu
35°C
Salı Gök Gürültülü
28°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
28°C
Perşembe Sağanak Yağışlı
19°C
SON DAKİKA

Tasavvuf ilmi Nedir?

08.04.2020
0
A+
A-

“Ey mutmainne olmuş nefis (huzura kavuşmuş insan)! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabb’ine dön. Seçkin kullarım arasına katıl ve Cennetime gir (Fecr 27-0)”

“Ircıi” hitabının tecelliyeti nedir? Her ne olursa olsun ihlas ve itikat başta gelir, ibadet üçüncüye düşer. Birinci ihlas, ikinci itikat, üçüncü ibadet. İhlası yaşantısını kötüye kullanmayacak, itikadı sağlam olacak, tasdik edecek. Bunun üçü sağlam oldu mu Allah ondan razı olur, o da Allah’tan razı olur.

“Ya eyyetühennefsül mutmainneh, ırcıî ilâ Rabbikî radiyaten mardiyyeh, fedhuli fî ibadî vedhulî cennetî” İşte bu ayet-i kerîmenin sırrını hiçbir diller ve kalemler ifşa edemez, Fizatullah’tır. Onun şerhi rehberi gönül ehli olandır. Ne mutlu bu sırra mazhar olanlara. Bu sırrın lafını çoğusu eder ama muamelâtta uzak kalır.

Tasavvufta amaç

Tasavvufun Amacı

Tasavvufun son noktası:

Allah senden razı olur, sen Allah’tan razı olursun. İhlassız, itikatsiz yapılan amel, temeli çürük bir binaya benzer. Dünya cifedir, taliplisi de kelp. Dünya kalbe geçti mi, Allah sevgisi oradan çıkar. Bir insanın ruh ve kalp alemi Allah ve Resulü ile anlaşamadıktan sonra, hak ve hakikatten bir konuya girmesi hayalidir.

Cennet-i Naim iyi diyorlar, ama siz Firdevs’i isteyin. Cennetler amellere göre kat kattır. Cennet-i Firdevs bütün cennetlerin özüdür,

Peygamberimizin makamı “Makamen Mahmud” da Firdevs Cenneti’ndedir. Siz onları bırakın Allah’ı isteyin. Bizim işimiz “Lâ ilâhe İllallah” tır.

Tasavvufun tabanı “Veled-i Kalp”, tavanı “Fizatullah”. Tasavvufta “T” noktası terbiye, “S” teslimiyyet, “VAV” velayet ve velayete geçit’i ifade eder.

Tasavvuf, Huzur-u Hakk’ta zarurî ihtiyaçtır, ruhun yıkanması için gereklidir. Tam otomatik çamaşır makinası nasıl elbiseyi temizliyor ve leke bırakmıyorsa, zikir de ruhta leke bırakmaz. Ama beceriksiz bir ev ailesi makinayla yıkamayı beceremediği gibi bazıları zikir yapsalar da ruhunu temizleyemezler, leke kalır.

Allah’ı seven ve Allah’a sevilen başta Nebîler sonra Velîler, önce fani oldular, sonra bâki oldular. Fani olma; gurur, kibir gibi kötü huylarda yok olma, bunlardan uzaklaşma ile mümkündür.

Tarîkat; Sûre-i Fatiha’dır. Hiçbir sûre yoktur ki Fatiha kadar fazla okunsun. Her şeyin bir kalbi var; ehl-i hakikatın kalbi Sûre-i Fatiha’dır. Sûre-i Fatiha’nın da kalbi Besmele-i Şerif’tir.

Bu zamanın müridi zevkin içinde, kendine rahat arıyor.

Her zevkte bir yorgunluk ve nefret vardır, ancak Allah ile meşgul olmada hiçbir yorgunluk ve nefret yoktur. Cenâb-ı Allah’a yönelmenin ne yorgunluğu, ne de doyumu olmaz.

Bütün gerçek tasavvuf kitaplarında ” ihlas ve itikat, inanç ” var, başka bir şey yok.

Kalbinizde İslam’a uygun olmayan bir şey olmasın, gerisine karışmayın.

Allah’ın sevgisi ve korkusu olan bir insanın yanında Hazret-i Allah’ın ismi anıldı mı, korkudan ve sevgiden onların vücutları esintiye uğrar. O gibi insanları nasıl anlayıp bulmak mümkündür? Kendini aşağı yukarı hoplatıp zıplatarak değil, Allah korkusu ve sevgisinden onların vücutları esintiye uğrar. Allah sevgisi her sevginin üzerinde hakim olduğu bir müddetçe gönüldeki yaşantı;

(El-hukmü lillah) “hüküm Allah’ındır” Allah’ın hükmü altında olur. Hazret-i Allah’ın korkusu ve sevgisi hükmüne kalp ve gönül, ruhla teslim olanlara ne mutlu. Lafla yaşantıyı pazarlayanlara ne yazık!

Tasavvuf Cenâb-ı Allah’ın ” Kudret Lütfu İlahisi “ndendir.

Bir mürşid-i kamile bağlanmak mutlaka gereklidir. Zîra zor ve tehlikeli bir yolu kılavuzsuz gitmek mümkün değildir. Kılavuz mürşid-i kâmildir. Mürşid-i kâmil o yollara gidip gelmiş, tehlikeli yönlerini iyi bilmektedir. Kılavuzluk ederek müridini selâmetle hedefe kavuşturur. Mürşid, kemale erişmiş bir zattır, Resûlullah Efendimiz’in gerçek varisidir, kendisine uyanları da kemâle eriştirir. Ancak “Sırr-ı Hilafet” makamında bulunan zat bunların üstündedir.

Mürid ders almadan önce, intisab edeceği zatın yaşantısının Peygamberimizin şeriatına uygun olup olmadığına bakmalı, kalben tatmin olduktan sonra bağlanmalıdır.

ilim bir kol amel bin koldur

Bize söyleten havadan söyletmemiş. Bunu konuşturan, kendini zikretmekle konuşturmuş. Siz de uyanık olun, siz de zikredin, siz de bulun. Canınızdan, evladınızdan, malınızdan daha çok Cenâb-ı Allah’ı ve Resûlü’nü sevin ki, Allah sizi sıkıntıda bırakmasın. Allah aşkıyla yananlar mutlaka nasibini almıştır.

Dünya işini o kadar inceleyene kadar asıl yatacak yerimizdeki durumumuzu incelesek daha iyi olmaz mı? Hiç görülmüş mü, bir kişinin emek vererek kendi yaptığı bir evde 50 yıl oturduğu? Biz isteriz tabiî; bir müslümanın hem dünyasının hem de âhiretinin ihyâ olmasını. Kötü mü oldu, burada toplandık Allah’ı zikrettik.

(“İlimsiz tarikata girilir mi?” diye soruldu.) Ben ilimsiz tarîkata girdim, bir zararını görmedim. O ilme değil, insanların kabiliyyetine bağlıdır. Eğer Allah’ın zikriyle meşgul olmaya nasibin varsa, hakikî mürşid seni yanına alır, yoksa kovar gönderir. İlimsiz ihlâsla Allah’a kavuşulur, ihlâssız ilimle Allah’a kavuşulmaz.

Tarikat hakkında yüzelli den fazla âyet-i kerîme var.

Tasavvufun zerresinin ne olduğunu bilmeyen adam, kendisinin bulutlar üstünde uçtuğunu söyleyerek milleti aldatıyor. Üstelik Tekel’i de kalkındırarak.

Lafı kolay da yaşaması zor. Herif lafı yapıyor, ama yaşantıdan uzak. Milletin kafasını karıştırmaktan başka bir şey yapmıyor.

Tasavvufun menbaı Resûlullah Efendimiz’dir.

Kamil mürşid’in mahiyetinde çalıştın mı seni Resûlullah’a teslim eder.

Tarîkatların hepsi aslında birdir, meşrepler ayrı ayrı lakaplar almış. Bizim karşı çıktığımız sahte şeyhlik taslayanlar, onu bunu kandırıp velâyet iddiasında bulunanlardır. Tarîkatın kaynağı Peygamberimiz’dir. Tarîkat demek Peygamberimizin şeriatını ve yaşantısı kabullenip O’na uymaktır. Dipten köşeden söz çalıp, toplamak değil. O işin ehli olanı zaten Cenâb-ı Allah kendi konuşturur. Cenâb-ı Allah hazırlıksız neler konuşturuyor. Bir hoca yarım saat vaaz etmek için bir hafta hazırlanması gerekiyor. Zenginin malı fakirin çenesini yorar. Gerçekten Peygamberimiz’e uygun, Ehl-i Sünnet’e uygun, takva yaşayana sözümüz yok.

Cezbe aşktır, vecd nedir? O kadar Allah’ı sevmiş Allah’da onu o kadar sevmiş ki o ruh “kün feyekün” olmuş, Peygamberimizin ruhanîyetinde yetişip, Cenâb-ı Allah’la anlaşmaya, mülâkata geçmiş.

Hakkıyla Allah’tan korkan insandan zeval gelmez.

İnsanların niyetleri iyi oldu mu dünyasını da, âhiretini de ihyâ etmeye Cenâb-ı Allah yeter.

Allahu Teâla buyuruyor ki; “Benim emrime itaat etmeyenin ne eder eder sırtını yere çevirir, dünyanın en zengini olsa da geçimini sıkıntıya bırakırım.”

Mürid ders aldıktan sonra, öncelikle beş vakit namazını hiç bırakmadan vaktinde kılmalıdır. Ayrıca kazaya kalmış namazlarını kılmalı, verimli namaz olarak; işrak, kuşluk, evvabin, teheccüd, abdest şükür ve diğer namazlarına devam etmeli, sürekli abdestli bulunmaya gayret göstermeli, yalan söylemekten, gıybet etmekten tam manasıyla kaçınmalı, hiç kimsenin aleyhinde bulunmadan kendi kusurlarının düzelmesi için uğraşmalıdır.

Zikrini hiçbir dünya ve ahiret kaygısı düşünmeden huzur ve içten sevgi ile yapmalı, Allah’tan başka kalbindeki her şeyi silmeye gayret göstermelidir. Söylediği zikirlerin derin manalarını düşünmelidir. Zarurî durumlar dışında halktan uzak kalmayı tercih etmeli, vakitlerini boşa geçirmeden sürekli zikirle meşgul olmalıdır.

Ehl-i tasavvufta kişiye değer verme nasıl olur? Her kişinin kendi içindeki muamelatına göre değer verilir. İki korku bir arada bulunmaz. Tasavvuf terbiyesi her terbiyenin üstündedir. Bütün yapılan işlerde bezginlik olur, şehvanî arzulardan bıkkınlık olur, ama Hak ile meşgul olmakta bezginlik olmaz.

Ehl-i tarik olmayanların Allah’a sevgisi fındık kabuğunu doldurmaz. Allah ve Resûlü’nün emrine uymayıp da başka neye uyacağız?

Nefsanî savaşa girmek mukaddes bir görevdir, bu savaşı kazanmak lâzımdır.

Bütün sevgilerin üstünde en büyük sevgi Allah, yine Allah, sonra Resûlullah sevgisi, Kur’an sevgisi. Tamamı oldu mu Cenab-ı Allah diğerlerinin hepsini verir. Vermeden âciz mi?

“Acaba?” çok etkiliyor. “Mahşer, sırat nasıldır acaba?” denmeyecek.

“Acaba?” yok. Teslimiyyet var, felsefe, kurcalamak yok. Onsekizbin alem denilince yaz, güneş, ay, kış, yıldızlar, Cennet, Cehennem bunların hepsi birer âlemdir. Alemler içinde alem olan da başta Hazret-i Allah, Hazret-i Resûlullah ve Hazret-i Kur’an’dır. İnsanda onsekizbin âlem mevcuttur. İnsan âlemin küçülmüşüdür. Allah lafzı mevcut, arşın benzeri mevcut, dağ mevcut, çimen mevcut, canavarlık mevcut; aç kaldığında yer, deniz mevcuttur.

Bir padişah, hocaları toplamış ve “büyük olanınız hangisi?” diye sormuş; hepsi büyük, küçüklüğü kimse kabullenmiyor. Dervişleri toplamış, onlara da aynı soruyu sormuş; hiç birisi büyüklüğü kabul etmemiş. Padişah da demiş ki “bu nasıl iştir? Hocaların hepsi büyük, dervişlerin hepsi küçük.” Burada büyük yok, büyük bir Allah.

Kırk derviş bir odaya sığmış, iki padişah bir köşke sığmamış.

Kişi Allah’ın varlığından gaflette olunca, onun amelleri Allah’ın nefretlediği şeyler olur.

Tasavvuftan nasip almak için gurur, kibir, enaniyet vesair hepsi bırakılıp saf olunacak.

Teslim olunacak ki nasip alınsın, alınabilsin.

Allah’ın göndermiş olduğu Kur’an-ı Kerîm’e ters düşen, bir kerâmet değil, felâkettir.

Yani gerçeğin tersi, istidracdır. Kur’an’a ters düşen bir kerâmet yalandır, şeytanîdir.

İki cihanın efendisi Hakk’la meşgul olandır.

Allah ile meşgul olmayan Allah’ın toprağından çıksın, kendi toprağını nereden bulacak?

İnsanlardaki eksiklik, bizdeki eksikliktir. İnsanlar yaşantısında içinde neyi üstün tutarsa, gönlünü o zapteder.

“Lâ ma’bude İllallah” (Allah’tan başka ibadet edilecek hiçbir şey yoktur.) oranın ma’budu Allah’tır.

Mürid ders alıp intisab ettiğinde, o gün anadan yeni doğmuş gibi olur, mürşidi onu Allah rızasına uygun olarak yetiştirmeye başlar. Mürid o dersi kabullenip, kalbi ve ruhu hazır hale geldiğinde manevî babası olan Mürşid-i Kâmil, ona haline uygun bazı sırlar ihsan eder. Eğer mürid kendisine verilen bu ihsanın kıymetini bilmezse, mürşid tümünü elinden alır ve o hal üzere bir süre bekletir. Ancak kıymetini bilirse daha çok ihsanlar bahşeder.

Tarikatı yaşatmak istiyorsanız, kadın erkek birbirine karışmasın.

Kerametin ilk basamağı ehl-i kabirdir.

Zuhur; tecelli eden demektir.

Tasavvufun medresesi gönüldür.

Hazret-i Allah, Hazret-i Resulûllah ve Hazret-i Kur’an’dan başka bir şey yok. Gönül defterine kayıt; ibadetsiz olmaz, sadece ibadetle de olmaz, ancak Allah’a teslim olan gönülle olur.

Güzelliklerin en güzeli Muhabbet-i Hakk’tır. Çirkinliklerin en çirkini Allah’a muhalif olmaktır.

Kaynak: Turan Yazılım / Mürşit 5 / Tasavvuf / Sırr-ı A’zam / C:2

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: