Güzel Ahlak, Edep ve Haya

Tevazu ve Hoşgörü Sahibi Olmak İçin…..

sponsor

Birinci Yol: Kibrin bütünüyle sökülüp atılmasıdır. Bunun ilacı da ilim ve ameldir. Tam tedavi bunları kullanmak ve tatbik etmektir.

İlim insanın kendini ve Rabbini tanımasıdır. Kibrin giderilmesi için bu iki şeyin giderilmesi yeterlidir. Kul kendini tanıdığı zaman, her şeyden alçak ve her şeyden yoksun olduğunu idrak eder. Bu anlayışta olan kimseye yakışan alçak gönüllü olmaktır. Kul, Rabbini de bildiği takdirde büyüklük ve ululuğun yalnız onun şanı olduğunu anlamakta güçlük çekmez. Rabbinin ululuk ve büyüklüğünü bilmesini açıklama konusunda söz çok uzar. Çünkü bu keşif ilminin son sınırıdır. Gerçi söz nefsini tanımasında da uzar. Fakat biz alçak gönüllülüğü kazanmasında faydalı olan bölümünü anlatalım. Bu konuda Kur’an’dan zikredeceğimiz bir ayet yeter. Çünkü kalp gözleri görenler geçmiş ve geleceklerin ve ahiretin ilimlerinin Kur’an da olduğunu bilirler.

Yüce Allah buyuruyor ki:

‘Kahrolası (kafir), insan ne nankör şeydir. (Bu kibir ve gurur nereden? Düşünmez mi?). Onu yaratan Allah, hangi şeyden yarattı. Bir nutfeden (meniden) onu yarattı da insan biçimine koydu. Sonra (ana rahminden çıkmak için) ona yolunu kolaylaştırdı. Sonra onu öldürdü de Kabre gömdürdü. Sonra onu dilediği vakit tam olarak diriltecek (Abese Süresi 17-22)’.

Bu ayetler insanın yaratılışına, sonuna ve bu arada geçirdiği çeşitli safhalara işaret ediyor. İnsanın ayetlerin anlamını anlayabilmesi için bunlara bakması icap eder. İnsanın başlangıcı hiçti. Uzun zaman yokluğu devam etti. Öyle ki yokluğunun başlangıcı bile yoktu. Yokluktan daha aşağı ve adi bir durum olur mu? Kadim olmada da duruma aynıdır. Allah onu sonradan en pis ve en adi bir şey olan meniden yarattı. Sonra onu kemiklerle şekillendirdi.. Kemikleri etle sardı. İnsanın yaratılış ve başlangıcı kısaca böyledir. Varoluşu buradan itibarendir.

Bunlardan anlaşılıyor ki insanın meydana gelişi çok adi ve pis şeylerdendir. İlk yaradılışı tam ve olgun değildi. İlk önce görmez, duymaz, duygusuz, konuşamaz, gezemez, idrak edemez ve bilmez bir şekilde adeta bir ölü gibi var oldu. Kısaca hayatından önce ölü, kuvvetinden önce zayıf, bilgili olmadan önce bilgisiz, görmeden önce kör, duymadan önce sağır, kudretinden önce güçsüzdür.

Yüce Allah buyuruyor ki; 

Allah onu hangi şeyden yarattı? Onu meniden yarattı ve devamla; Gerçekten insan üzerine dehrden öyle bir zaman geçti ki, o vakit insan anılır, (insan olarak tanınır) bir şey değildi. Çünkü biz insanı (erkek ve dişi suları ile) karışık olan bir nutfeden yarattık (İnsan Süresi 12)

Yukarıdaki ayetlerin manası da insanın bu durumunu gayet açık olarak izah ediyor. Daha sonra ona minnet ettirecek, tutacağı yolu kolaylaştırmıştır. (Bu da Allah’ın insanlar için, ölümüne kadar göstereceği kolaylıklardır)

Yüce Allah buyuruyor ki; 

► Biz insanı karışık bir nutfeden yarattık, (üzerine sorumluluk yükleyerek) onu deneyeceğiz. Bu sebeple onun işitmesini ve görmesini sağladık. Doğrusu biz ona gerçek yolu gösterdik; ister şükredici bir kul olsun, isterse kafir (İnsan Süresi 2-3)

Bu ayetlerin manasında denmek isteniyor ki: İnsan ölü bir vaziyette iken Allah onu topraktan, sonrada meniden yarattı. Duymazken ona duyma özelliğini verdi. Görmezken gördürdü, zayıfken kuvvetlendirdi. Bilgisizken bilgili yaptı. Organsız iken ona azalarını verdi. Yoksul iken zenginleştirdi. Aç iken doyurdu. Çıplaklığını giderdi, yani giydirdi. Dalalete düşmüşken ona doğru yolu gösterdi. Onun takdirine, insanı sevk edip idare etmesine ve doğru yolu göstermesine ve ona verdiği nimetlere bak. Bir de bütün bunlar karşısında onun gösterdiği asiliğe bak. İnsan ne kadar cahil ve bilgisiz bir varlıktır.

Yüce Allah buyuruyor ki; 

O (İnkarcı) insan görmedi mi? Biz onu bir nutfeden yarattık. Şimdi açık bir şekilde mücadeleci kesiliverdi (Yasin Süresi 7)

Yüce Allah buyuruyor ki; Sizin aslınız olan Adem’i topraktan yaratması Allah’ın kudretine delalet eden ayetlerdendir. Sonra da insan olunca çoğalıyor ve yer yüzüne dağılıyorsunuz (Rum Süresi 20)

Allah’ın insanlara verdiği nimetlere bir baksana ki, onu aşağılıktan, arlıktan, cimrilikten ve pislikten kurtarmış ve böyle mevkilere yükselttiği gibi keramet sahibi de kılmıştır. Onun aslı hiçti. Hiçlikten daha aşağı bir durum olur mu? Yok oluştan daha az olan şey var mı? Sonra insan Allah katında olan bir varlık olmuştur. İnsan hiç yokken Allah ona ayakaltında çiğnenen topraktan sonra da pis meni içindeki hayat hücresinden yarattı. Bu da insanın kendini tanıyıp, Rabbinin nimetini tamamlamasından, onun büyüklüğünü ve celalini bilip büyüklenmeye ancak onun layık olduğunu anlaması içindir.

Yüce Allah buyuruyor ki;

► Biz ona iki göz,bir dil, iki dudak vermedik mi? Bir de ona iki yolu (hak ve batılı) gösterdik (Beled Süresi 8-10)

Yüce Allah buyuruyor ki; 

► O dökülen meniden bir nutfe değil miydi? Sonra o meniden kan pıhtısı olmuş (Kıyame Süresi 37-38)

Daha sonra ona lütfunu beyan etmek üzere Yüce Allah buyuruyor ki; 

► Sonra meniden bir kan pıhtısı olmuş da Allah onu öylece yarattı, ona şekil verdi. Sonunda o meniden erkek ve dişi olmak üzere iki eş yarattı (Kıyame Süresi 38-39)

Böyle buyurmakla eşi ve benzeri olmayan bir yaratık olan insanı yaratmış ve bu varlığın nesillerle devam edeceğini bildirmiştir. Başlangıcı olan ve belirli bir gelişim seyri takip eden kimse nasıl olur da büyüklenir ve böbürlenir? Aslında o yaratıkların en adisi ve zayıf olanıdır. Fakat bu adet hasis olanlara aittir. Büyüklük ve kuvvetli olma hali yalnızca Allah’a mahsustur.

Eğer onu olgunluğa ulaştırıp varlığını ve devamlılığını kendi isteğine bıraksa, bir dereceye kadar başlangıcını ve sonunu unutmaya cevaz verebilirdi. Halbuki ömrü boyunca ona bir çok hastalık ve felaketleri, bir birini bozan bir birine ters düşen çeşitli unsurları musallat etmiştir. Acıkması, susaması, sıcaktan bunalması, soğuktan üşümesi, hastalanması ve hatta ölümü gibi şeyler kendine istemediği halde gelir. Kar, zarar, hayır ve şer ona fayda vermez. İstediği şeyi bilmez. Aklına getirmek istediği şeyi unutur. Unutmayı arzu ettiği şey aklından ve gözünün önünden gitmez. O, gaflet eder, fakat onun durumunda gaflet söz konusu olamaz.

Kalbini belirli bir şeye bağlamak ister, fakat devamlı vesvese ve düşünceler arasında dolaşır durur. Kalbi kalbine, nefsi kendi nefsine hakim olamaz. Ara sıra kendini helake götürecek şeyler ister. Yok olması, sevdiği yemeklerde sağlığı da acı ilaçlarda olur. Hiç bir zaman başına gelecek tehlike ve felaketlerden başka ölümünden bile onun olamadığı gibi haberdar da olamaz. Hiç bir şeye sahip olmayan, adeta para karşılığı satılmış bir köle gibidir. Bundan daha aşağılık bir durum olur mu? Eğer kendini bilseydi, kibirlenecek hali mi kalırdı? Bu insanın doğuşundan ölümüne kadar olan hayatıdır. Hayatının sonu ise ölümdür

Kaynak: İmam Gazali / İhyau Ulumi’d-Din / C:3 / bkz: 989-992

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı