Namaz Gusül Kur'an Allah Tövbe Vesvese
DOLAR
7,4294
EURO
8,9820
ALTIN
412,55
BIST
1.471
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa
Parçalı Bulutlu
17°C
Bursa
17°C
Parçalı Bulutlu
Pazar Yağışlı
9°C
Pazartesi Yağışlı
10°C
Salı Yağışlı
9°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
12°C
SON DAKİKA
Farz ve Nafile İbadetlerin Önemi
Ben Sana Emretmişken Seni Secde Etmekten Alıkoyan Nedir?
Ezan-ı Muhammediye
Allah Var Diyorsun Ondan Sonra Yok Gibi Davranıyorsun
Hiç Ölmeyecekmiş Gibi Yaşıyorsunuz
Oğlum! Nasihat İstiyordun Al Sana Nasihat
Yetiş Ey Allah’ın Resulü Yıkılıyoruz
Allah Var Diyorsun Ama Yok Gibi Davranıyorsun
Ey İnsanlar…!
Verilen Sözü Yerine Getirmek
Kanaatkar Olmak yada İyilik Yaparım adına Dünya malı Toplamak. Sonuç mu?
Hz Ali’nin oğlu Hz Hasan’a Nasihatleri
Hz Ali’nin Güzel Bir Vaazı
Taharetsiz Namaz Kabul Olur mu?
Secdede Ayakların Yerden Kesilmesi Namaza Zarar Verir mi?
Vakti İyi Değerlendirmek
Çocuğun Anne Baba Üzerindeki Hakkı – Diyanet
Her Nefesin Kıymetini Bilmek
Sahi Ya Ne Oldu Bize?
Namaz Belirli Vakitlerde Müminlere Farz Kılınmıştır
Namaz Dinin Direğidir
Cinsel İlişki Hakkında Bilmeniz Gereken Hususlar
Cinsel İlişkiye Girmenin Amacı ve Gayesi
Namazda Allah’tan Habersiz Olmak
Kerahat Vaktinde Neden Namaz Kılınmaz?
Vakit Namazlarının Geciktirilmesi
Namazın Vacipleri Nelerdir?
Namazlardaki Rekat Sayıları Neden Farklı?
İşçi ve İşveren için Namaz Meselesi
Sahibini Kötülükten Alıkoymayan Namaz Hakkında; Bir Ayet Bir hadis İnceleme
Sorumluluk İsteyen Bir İbadet: Namaz
Kıldığın Namaz Sende Değişikliğe Sebep Olmuyorsa O Namaza Yeniden Başla
Seferi iken Kılınamayan Namazın Kazası Nasıl Yapılır?
Kaç Yaşına Kadar ve Namaz Kılmayan Çocuğun Günahı Kimedir?
Cemaatle Namaz Kılmak
Helal Haram Duyarlılığı Hakkında Vaaz & Diyanet
Kısaca Namazı Bozan Davranışlar & Diyanet
Hangi Vakitlerde Namaz Kılınmaz ve Sebepleri
Namaz Kılarken Her Rekatta Aynı Süreyi Okumak Caiz midir?
Namaz Kılarken Aklımıza Başka Şeyler Geliyorsa
Namaz Neye Benzer?
Namazı Vaktinde Kılmanın Önemi ve Gerekliliği
Uyuma ve Unutma Sebebiyle Kaçırılan Namazın Hükmü Nedir?
Namazı Dosdoğru Kılın Ayeti ve Tefsiri
Namazı Bozan Şeyler Nelerdir?
Namaz Kılan Birisini Güldürmek Günah Mıdır?
Namazın Sünnetleri Nelerdir?
İş Yerinde Namaz Kılamıyorum. Ne Yapmalıyım?
Namazda Tadil-i Erkanın Hükmü Nedir?
Namazı Huşu İçinde Kılmak
Fe Eyne Tezhebun (Bu Gidiş Nereye?)
Namaza Hazırlık Yapmak ve Şartları
Covid-19 Sayesinde İnsanın Kendisi ile Yüzleşmesi
Namaz Kılarken Nelere Dikkat Etmeliyiz?
Namazda Şeytandan Gelen Vesvese
Namaz Kılmanın ve Cemaatin Fazileti
Gözümün Nuru, Dinin Direği Namaz
Namaz Konusunda Gevşeklik ve Tembellik Göstermenin Bazı Sonuçları
Salih Bir Amel: Namaz
Hasta Olanlar Nasıl Namaz Kılınır?

Uhut Savaşı ve Sonuçları

29.11.2020
0
A+
A-

Kim bilir, belki de dünün ve bugünün düşmanları, Allah (c.c)’la aralarını iyileştirir ve O (c.c)’nun dinine girerlerse, yarının en samimi dostları ve arkadaşları olabilirler. Şüphesiz sevgi ve nefret, sadece Allah (c.c) için olmalıdır. Sizinle herhangi bir kimse anısında özel ve şahsi düşmanlıklar olamaz.

Uhud yenilgisinin apaçık bir hikmeti vardır. Bedir galibiyeti, zararda olan ve iyilik isteyen kimselerin önüne, bu yeni dine girmeleri için bir yol açtı. Artık yarınların bu yeni dinin olacağı aşikardı. Bedir de kazanılan beklenmedik galibiyetten sonra, münafıkların lideri Abdullah bin Übey şöyle dememiş miydi: Bu din, artık gelmeye bşlamıştır. Ardından da kendisine tabi olan kimselere, Müslümanlara katılmalarını emretmiştir. İşte bu sebeple yüce Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Allah müminleri (şu) bulunduğunuz durumda bırakacak değildir; sonunda murdar temizden ayrılacaktır. Bununla beraber Allah, size gaybı da bildirecek değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini ayırdeder. O halde Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder, takva sahibi olursanız sizin için de çok büyük bir ecir vardır (Al-i İmran Süresi 179)”

Yenilgi ve hezimet gerçek dostla düşmanı birbirinden ayırır. Menfaat ve şöhret peşinde koşanlar ayıklanır, geriye hem zorlukta ve hem de kolaylık anında peygamberlerini destekleyen ve ne kadar zor olursa olsun Rablerinin dinine yardım eden ihlaslı kimseleri bırakır.

İnsanlar iki gruptur.

En kötü şartlarda bile Hakka teslim eden sözünün eri bir grup;

“Kendi canlarının kaygısına düşmüş (Al-i İmran Süresi 154)”

Kendi istekleri peşinde koşan ve kendi menfaatlerini düşünen

“Allah (c.c)’a karşı haksız yere cahiliyye devrindekine benzer düşüncelere kapılıp, bu işten bize ne (Al-i İmran Süresi 154)” diyen grup. Onlar öfkelidirler; zira onların önerileri kabul edilmemiş ve şahsiyetlerine saygı gösterilmemiştir. İşte böylelerinin inancı, kendilerini zafere ve galibiyete taşımaz.

Bazılarının zannettiği gibi Uhud yenilgisi, strateji, hatasından kaynaklanmamaktadır. Aksine bu yenilgi, verilen emirleri uygularken gevşek davranma sonucu gelmiştir. Şayet her asker, kendisine verilen görevi tam olarak yerine getirseydi, bu kötü sonuç olmazdı. Fakat bazı kimseler, kendi hatalı tasarrufları veya savaşın ilk başlarında Müslümanların zafer kazandığını ve ganimet yığınlarının gözüktüğünü gördüklerinde; ani bir tamah sebebiyle, kendilerine yüklenen görevi unuttular.

“Siz Allah’ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah size olan vaadini yerine getirmişti. Nihayet, öyle bir an geldi ki, Allah arzuladığınız (galibiyeti) size gösterdikten sonra zaafa düştüler. (Peygamberin verdiği) emir konusunda tartışmaya kalkıştınız ve asi oldunuz. Dünyayı isteyeniniz de vardı, ahireti isteyeniniz de vardı (Al-i İmran Süresi 152)”. Yani konumlar değişince, neticeler de değişmiş oldu.

“Sonra, Allah denemek için sizi onlardan (onları mağlup etmekten) alıkoydu. Ve andolsun sizi affetti. Zaten Allah, müminlere karşı çok lütufkardır (Al-i İmran Süresi 152)”

Müslümanlar bu ciddi yenilgiye alışamayıp, kötü sonuçlarıyla karşılaştıklarında kendi kendilerini sorguladılar: Bu yenilgi nasıl ve niçin gerçekleşti? İşte bu yenilginin mükemmel bir gerekçesi şu şekilde geldi:

“(Bedir’de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğimiz bir musibet, (Uhud’da) kendi başınıza geldiği için mi Bu nasıl oluyor? dediniz. De ki: O, kendi kusurunuzdandır. Şüphesiz Allah’ın her şeye gücü yeter (Al-i İmran Süresi 165)”

Sizin Uhud yenilginiz, müşrikelrin Bedir’deki yenilgilerinin yarısıdır. Tüm bu olanlara rağmen, sizin gücünüz daha üstündür. Ama bununla birlikte, başınıza gelenlerden sadece sizler sorumlusunuz. Zira sizden her bir askere verilen görevi ve her müminden istenilen işi yapmak mümkündü.

Uhud’da Müslümanların başına gelen felaketen doalyı, onlar sıkıntıya düşerken, Allah (c.c) Hz Muhammed (s.a.v)’in tabilerine şu tarihi gerçeği hatırlatmaktadır:

“Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever. Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibarettir: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla, ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl, kafirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl (Al-i İmran Süresi 146-147)”

Süre, yaraları sarmaya, azimleri güçlendirmeye ve müminleri birbirine bağlamaya, güvenlerini tekrar geri vermeye bağlamaya devam etmektedir. Bu arada şu hususu da unutmamız doğru olmaz.

Uhud Savaşındaki yenilgi tablosu, çok değerli cevherleri açığa çıkarmıştır.

Örneğin bu savaşta, dünyayı arkalarına atarak hiçbir şeye aldırmadan Allah (c.c)’a koşan nice “adamlar” ortaya çıkmıştır. Yine bu savaşta, umutsuzca yerlerini terk etmeyen nice “adamlar” vardı ki, onları bu sebata sevk eden tek unsur, son nefesine kadar sadakat ve verdiği sözü yerine getirme bilincidir. Yine bu savaşta, meydanı kahramanlık ve fedakarlıkla dolduran nice kadınlar vardı. Cesareti kırılmış ve bitkin hale gelmiş erkekler savaştan kaçarken, bu mümine kadınlar savaşa adeta uçarak gidiyorlardı. Yine bu savaşta yorgun olduğu halde mücadele yükünü muazzam bir cesaretle yüklenen ve Allah (c.c) ve Resulü (s.a.v)’ne yardım etmekten haşka hiçbir gayesi olmayan, şehadetle ödüllendirilmiş nice kimseler vardı

İşte bu savaşta, bunların hepsi gerçekleşti. Bu savaş, müminlerin yüreklerine hatıraları kazılan ve ebedi olarak unutamayacakları izler bıraktı. Unut anıları, Hz Peygamber’in ölümüne kadar kalbinde kaldı. O (s.a.v), Uhut şehitlerinin cenaze namazlarını kıldırırken şöyle diyordu:

“Uhud; onun bizi, bizim de onu sevdiğimiz bir dağdır”

Kaynak: Muhammed Gazali / Kur’an’ın Konulu Tefsiri / bkz: 59-64

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.