İmam Gazali Sözleri
Trend

Ümitvar Olmak (vaaz tadında)

Ümidin ve bunun kabul gördüğü yer neresidir? Ümidin iki yerde kabul gördüğünü unutma!

1-► Günahkar bir insan işlediği günahlardan pişman olup tövbe ettiği zaman, onu ümitsizliğe düşürmek isteyen şeytan ona şöyle der; Bu kadar günahınla Allah’ın seni affetmesi mümkün değildir.

Bu sözlerle şeytan onu kandırmaya çalışır. Tam bu sırada Allah’ın yapılan tövbeleri kabul eden, işlenen günahlara mağfiret eden, iyilik sahibi olduğunu, tövbenin de günahların kefareti olduğunu bilerek, Allah’ın günahlarını affedeceğine inanman ve ümit etmendir. Bu şekil bir ümit makbuldür.

Yüce Allah buyuruyor ki: “Ey Resulü: Deki: Ey nefislerine haddi aşan kullarım. Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah (şirk ve küfür müstesna) bütün günahları affeder. Çünkü o gafur’dur. Çok bağışlayıcıdır. Rahimdir (Çok merhametlidir). Onun için başınıza azab gelip çatmadan (tevbe edin) Rabbinize dönün (Zümer Süresi 53-54)”

Böyle buyurmakla onlara günahlarından dönmeleri konusunda emir verdi ve Yüce Allah buyurdu ki; “Şüphesiz ki ben tövbe edeni, inanıp iyi amel işleyeni, doğru yola gideni affederim (Ta’ha Süresi 82)”

Tövbe ettikten sonra Allah’ın affını ümit etmesi bir recadır, isyanda devam ederken affedileceğini ümit etmesi gururdur, aldanmaktır. Mesela; Cuma günü farkına varmadan vaktin daraldığını gören kimsenin kalbine giren şeytan ona şöyle der: Boş ver, nasıl olsa yetişemeyeceksin, bari işine bak. Adam şeytanın bu vesvesesine kulak vermez ve yetişirim ümidi ile yola çıkması recadır. Eğer biraz daha ticaret yapayım, imam benim için veya herhangi bir sebeple namazı geciktirir düşüncesine dalarsa bu da gurur ve aldanmadır.

2-► Nafile ve diğer üstün ibadetleri yapmayı ihmal ederek, sadece farz ile yetinirken iyilere vadedilen ecirleri aklına getirerek heveslenip, üstün amelleri de yapmaya başlayan kimsenin ümidi (reca) makbüldür.

Bunu yaparken de Yüce Allah’ın şu ayetlerini hatırlamak yerinde olur; “Şüphesiz müminler felah bulmuştur. Onlar namazlarında alçak gönüllülüğe ve korkuya riayet ederler. Boş sözden, faydasız işten yüz çevirirler, zekatlarını verirler, ırzlarını korurlar. Ancak zevcelerine ve sahip oldukları cariyelerine karşı münasebetleri müstesnadır. Çünkü onlar (bunlar da) kınanmazlar. Kim de bu helalden başkasını ararsa, işte onlar sınırı aşanlardır. Onlar emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler. Onlar namazlarını gereği gibi devamlı kılarlar, işte bu vasıflar toplayanlar varis olanlardır. Onlar Firdevs Cennetine varis olacaklardır. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar (Müminün Süresi)”

Birinci maddede izah etmiş olduğumuz ümit (reca) tövbe etmeye engel olan ümitsizliği ortadan kaldırır. İkinci reca ise nafile ibadetlere karşı insanda hasıl olan tembelliği giderir. Tövbeyi ve ibadet etmeyi özendiren her ümit recadır. İnsanı ibadete karşı tembelleştiren ve insanı hareketsizliğe sevk eden bütün ümitler gururdur, aldanmadır.

Mesela;

Bir adamın aklına günahları terk edip amel ve ibadete başlayayım diye bir şey gelse, hemen şeytan ona müdahale eder ve şöyle der;

Nefsini bu kadar sıkıntıya sokmana ne gerek var. Senin affı mağfireti, iyiliği bol olan Rabbin var. Şeytanın bu vesvesesine uyar da tövbe ve ibadette tembelleşirse, şeytan onu aldatmıştır. Böyle durumlarda korku silahını kullanmalı, Allah’ın azabı ve vereceği korkunç ceza ile onu korkutmalı ve şöyle demelidir;

Evet günahları affeden Allah var ama onun cezası da çok şiddetlidir. O iyiliği ve keremiyle beraber, kendine hiçbir zararı olmayan kafirleri Cehennemin ateşine ebedi olarak atacak ve yakacaktır. Rahim ve Keremli olmasına rağmen O, kullarına açlık, yoksulluk, fakirlik, hastalık, sıkıntı ve zorluk gibi çeşitli belalarla imtihan eder. O beni korkuttu. O halde ben nasıl yalnız onun affı ile gururlanırım demelidir. Korku ve ümit kulu ibadet etmeye teşvik eder. ameli icap ettirmeyen bütün ümitler gururdur. İnsanların ümidi genellikle onları ibadetten soğutmaya, dünyaya meyletmeye, Allah’tan uzaklaştırmaya ve ahireti ihmal etmeye sebep olur ki, bu gurur ve aldanmadır.

Eskiden Müslümanlar gece ve gündüzlerini Allah’a itaat ve ibadetlerle geçiriyorlar iken, gene de sonlarının ne olacağından ve Allah’ın kendilerini cezalandıracağından korkuyorlardı. Şüphelilerden ve şehevi isteklerinden daima kaçınır, tenhalarda, kendi durumlarına ağlarlardı.

Şimdiki Müslümanlar ise, neşeli, huzurlu ve kendilerinden emin görünüyorlar. Allah’a isyan edip dünyalığa bağlandıkları ve Allah’tan uzak kaldıkları halde, keyifleri gene yerinde,üzülmüyor, Allah’ın lütfuna ve keremine nail olacaklarını zannediyor, Allah’ın affını ve bağışlamasını ümit ediyorlar.

Zannedersin ki Allah’ın faziletini ve keremini nebiler, sahabeler, veliler, diğer İslam büyükleri bilmiyorlar da kendileri biliyorlar da böyle bir davranış içine giriyorlar. Çok yazık. Eğer böyle bir temenni ile insanlar hemen umduklarına kavuşacak olsalar, o geçenlerin, korkuların, üzüntülerine ve ağlamalarına ve gözyaşı dökmelerine ne gerek vardı ?

Kur’an baştan sona kadar, sakındırma ve korkutma ayetleri ile doludur. O ayetleri gören her akıl sahibi eğer inanıyorsa, bunları derinlemesine düşünür ve korkusu gittikçe fazlalaşır. İnsanların yağdan kıl çeker gibi Kur’an okuyup, harflerin çıkış yerlerine riayet ettiklerini görürsün. Duruşlarında, seslerin yükseltip, alçaltmakta yarışa girdiklerini zannedersin. Kur’an-ı öyle okurlar ki, sanki onların şiir okuma yarışına girdiklerini, manasına önem vermediklerini, manası üzerinde düşünmeyip gereği ile amel etmediklerini görürsün.

Bundan daha büyük gurur ve daha büyük aldanma olur mu? İşte bunlar Allah’a karşı gururlanmanın ve ümit ile gururun aralarındaki farkın açıklamasıdır. Bu gurura yakın bir diğer gurur daha vardır. O da hem isyankar olup, hem de ibadet eden, fakat isyanı daha fazla olan kimselerin gururudur.

Günahları çok olduğu halde sevaplarının daha ağır geleceğini ve böylece kurtulacaklarını ümit ederler. Bu büyük bir bilgisizliktir. Adamın, helal ve haramla karışık olan malından yaptığı harcama ve verdiği sadaka ile gururlandığını görürsün. Bin dirhem servet toplamış, bu ya haram veya şüpheli olduğu halde bundan sadece bir dirhemini tasadduk etmiş ve bunda adalete riayet ettiğini zannetmiştir. Bu terazinin bir gözüne on kuruş, diğerine yüz kuruş koyup sonra da on kuruşun ağır gelmesini beklemek gibi bir şeydir. Bu bilgisizliğin ta kendisidir. Bazı kimseleri işledikleri kötülüğü hesabını yapmadıkları halde, yaptıkları ibadetlerinin isyanlarından daha fazla olduğunu zannederler.

Mesela; Dili ile istiğfara devam edip, günde yüz defa Allah’ın adını anıp teşbih ediyor. Fakat diğer taraftan haset, insanların gizli durumlarını araştırma ve gününü Allah’ın razı olmadığı işlerle doldurma gibi işleri yaptığı halde, bu kadar yaptığı kötülükleri unutup, gözünü yalnızca istiğfar ve teşbihe dikmek ve onunla uğraşmak gibi bir hataya düşüyor ki bu da aldanmadır.

Adam devamlı olarak yaptığı teşbih ve Allah’ı zikrin sevabını düşünür. Fakat Allah’ın gıybet eden,yalan konuşan, söz taşıyan, içi başka dışı başka olan ikiyüzlüler için hazırladığı azabı düşünmez. Bu ise bütünüyle aldanmaktır. Allah’a yemin ederim ki bu yaptığı teşbihleri karşısında, işlemiş olduğu günahları para karşılığı almaya kalksa, Kiramen ve Katibin melekleri bunları kayda geçirip yazmayı arzu etmezlerdi.

Dünya malına ait olan şeylerde kılı kırk yararak en ince noktalara kadar düşünüp dikkatli iken, sonsuza dek kalıcı olan Firdevs Cenneti için kayıtsız kalanlara hayret ederim.

Kaynak: İmam Gazali / İhyau Ulumi’d-Din / C:3 / bkz: 1058-1062

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı