Namaz Gusül Kur'an Allah Tövbe Vesvese
DOLAR
8,1772
EURO
9,8359
ALTIN
468,77
BIST
1.350
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa
Gök Gürültülü
18°C
Bursa
18°C
Gök Gürültülü
Perşembe Parçalı Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Gök Gürültülü
20°C
Pazar Gök Gürültülü
17°C
SON DAKİKA
Farz ve Nafile İbadetlerin Önemi
Ben Sana Emretmişken Seni Secde Etmekten Alıkoyan Nedir?
Ezan-ı Muhammediye
Allah Var Diyorsun Ondan Sonra Yok Gibi Davranıyorsun
Hiç Ölmeyecekmiş Gibi Yaşıyorsunuz
Oğlum! Nasihat İstiyordun Al Sana Nasihat
Yetiş Ey Allah’ın Resulü Yıkılıyoruz
Allah Var Diyorsun Ama Yok Gibi Davranıyorsun
Ey İnsanlar…!
Verilen Sözü Yerine Getirmek
Kanaatkar Olmak yada İyilik Yaparım adına Dünya malı Toplamak. Sonuç mu?
Hz Ali’nin oğlu Hz Hasan’a Nasihatleri
Hz Ali’nin Güzel Bir Vaazı
Taharetsiz Namaz Kabul Olur mu?
Secdede Ayakların Yerden Kesilmesi Namaza Zarar Verir mi?
Vakti İyi Değerlendirmek
Çocuğun Anne Baba Üzerindeki Hakkı – Diyanet
Her Nefesin Kıymetini Bilmek
Sahi Ya Ne Oldu Bize?
Namaz Belirli Vakitlerde Müminlere Farz Kılınmıştır
Namaz Dinin Direğidir
Cinsel İlişki Hakkında Bilmeniz Gereken Hususlar
Cinsel İlişkiye Girmenin Amacı ve Gayesi
Namazda Allah’tan Habersiz Olmak
Kerahat Vaktinde Neden Namaz Kılınmaz?
Vakit Namazlarının Geciktirilmesi
Namazın Vacipleri Nelerdir?
Namazlardaki Rekat Sayıları Neden Farklı?
İşçi ve İşveren için Namaz Meselesi
Sahibini Kötülükten Alıkoymayan Namaz Hakkında; Bir Ayet Bir hadis İnceleme
Sorumluluk İsteyen Bir İbadet: Namaz
Kıldığın Namaz Sende Değişikliğe Sebep Olmuyorsa O Namaza Yeniden Başla
Seferi iken Kılınamayan Namazın Kazası Nasıl Yapılır?
Kaç Yaşına Kadar ve Namaz Kılmayan Çocuğun Günahı Kimedir?
Cemaatle Namaz Kılmak
Helal Haram Duyarlılığı Hakkında Vaaz & Diyanet
Kısaca Namazı Bozan Davranışlar & Diyanet
Hangi Vakitlerde Namaz Kılınmaz ve Sebepleri
Namaz Kılarken Her Rekatta Aynı Süreyi Okumak Caiz midir?
Namaz Kılarken Aklımıza Başka Şeyler Geliyorsa
Namaz Neye Benzer?
Namazı Vaktinde Kılmanın Önemi ve Gerekliliği
Uyuma ve Unutma Sebebiyle Kaçırılan Namazın Hükmü Nedir?
Namazı Dosdoğru Kılın Ayeti ve Tefsiri
Namazı Bozan Şeyler Nelerdir?
Namaz Kılan Birisini Güldürmek Günah Mıdır?
Namazın Sünnetleri Nelerdir?
İş Yerinde Namaz Kılamıyorum. Ne Yapmalıyım?
Namazda Tadil-i Erkanın Hükmü Nedir?
Namazı Huşu İçinde Kılmak
Fe Eyne Tezhebun (Bu Gidiş Nereye?)
Namaza Hazırlık Yapmak ve Şartları
Covid-19 Sayesinde İnsanın Kendisi ile Yüzleşmesi
Namaz Kılarken Nelere Dikkat Etmeliyiz?
Namazda Şeytandan Gelen Vesvese
Namaz Kılmanın ve Cemaatin Fazileti
Gözümün Nuru, Dinin Direği Namaz
Namaz Konusunda Gevşeklik ve Tembellik Göstermenin Bazı Sonuçları
Salih Bir Amel: Namaz
Hasta Olanlar Nasıl Namaz Kılınır?

Vakı’a Süresi Muhammed Gazali Tefsiri

21.12.2020
0
A+
A-

Vakı’a, örneğin: Karia, Sa’d gibi kıyamet gününe verilen isimlerden biridir. Bu sürenin ilkeleri bellidir. Dünyanın son bulacağına, hesabın başlayacağına dair kısa bir sözle başlamakta, sonra yeniden dirildikten sonra insan sınıflarını zikretmektedir. Bu sınıflar, uzak yarışçılar (Ashabü’ssebki’lbaid), sağcılar (Ehlü’llyemin), solcular (Ehlü’şşimal) dır.

Süre, bundan sonra yeniden dirilmenin hak, onu inkar etmenin budalalık olacağına dair beş delil sunmaktadır. İnsanın bu dünyadan ölümle yolculuk edeceğini niteleyerek ve sabikun, ehlü’lyemin ve ehlü’sşimâl olmak üzere üç sınıftan söz ederek son bulmaktadır.

Geçim sıkıntıları, tutkular, uyuşturucular altında tuhaf maddi yönleri dışında başka bir şey hissetmeyen bir yığın insan vardır. Bunlardan biri şaşkın bir şekilde şöyle diyor:

Kıyametin olacağını sanmıyorum! Bir başkası şöyle diyor: Ancak rahimler dışarı atar, yer yutar ve bizi sadece dehir (zaman) helak eder! Bazen bu delilik üzerine yemin edebiliyorlar ve ölümden sonra hayatın olmayacağını kesin bir dille ifade ediyorlar “Onlar Allah ölen bir kimseyi diriltmez diye olanca güçleriyle Allah’a and içtiler”(Nahl: 38)

Yarının ölümünü görmek bugünün ölümüyle mümkündür. Bugünün ölümü, sahibine gelecekte olacakları, ölümden ibret almak istemeyenleri ansızın yakalayacağım haber vermektedir! Çağlar geçer, kitleler unutulur. İnkarcılar hiç eksilmeden çoğalmaktadırlar. Her yerde küfrün sesi yüksek çıkmaktadır. Kıyamet ansızın kopacak, küfrün sesi kısılacak ve sedası boşa çıkacaktır:

Olay olduğu(kıyamet koptuğu) zaman. Ki onun oluşunu yalanlayacak hiç kimse yoktur (Vakı’a: 1-2). İnsan, tabiatı itibariyle tartışmacıdır, inatçıdır. Fakat keşke dediği şey olmasaydı. Korku gelip çatti lfiracıların boğazları kurudu. Konuşabilselerdi ya! “O alçaltıcı, yükselticidir (vakı’a’3)”

Orada liderler ve krallar, yoksul ve muhtaç bir şekilde diriltilecektir. Çünkü onlar bu güne hiç hazırlanmadılar! Orada bilinmeyen meçhuller, kıyamet gününde lider olacaklardır “Bu dünyada nice giyinmiş olanlar kıyamet gününde çırılçıplaktırlar” Çünkü o, durumları düzelten, sahteleri ayıklayan ve hakkı ortaya çıkaran bir gündür.

Kimi müfessirler, alçaltma ve yükseltmenin bu yeryüzünde olacağı görüşündedirler. Hadiste geçtiği üzere: “Kıyamet gününde insanlar, tıpkı katıksız ekmek gibi boş beyaz bir yerde dirileceklerdir. Orada hiç kimseye işaret yoktur.

Her yalın ayak ve çıplak, alemlerin Rabbi için kalkacaktır: “(Resülum!) sana dağlar hakkında sorarlar De ki Rabbim onları ufalayıp savuracak. Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır. Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş göreceksin (Taha 105-107)”

Her iki yorum da birbirini tamamlamaktadır.Aralarında savunmaya gerek yoktur. Orada nesepler ve lakaplar sosyal uyduran ve batıl şeylere inanan insanlardan istediğini yıkan sarsıntı olacaktir. Orada Yüce Allah’ın şu buyruğunda niteliği anlatılan maddi sarsıntı da olacaktır: “Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar parçalandığı, dağılıp toz duman haline geldiği zaman (Vakı’a: 4-6)”

Kıyamet kopunca her şeyi sarsan sarsıntı olur. Sert kayalar, tıpkı bu ince evrende gördüğümüz hüzmelerdeki zerrelere dönüşürler “Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği, (insanlar) bir ve gücüne karşı durulamaz olan Allah’in huzuruna çıkacakları gün (Allah bütün zalimlerin cezasını verecektir) (İbrahim 48)

Yeryüzü değişmeden önce bizim burada ne kadar kalacağımızı bilemiyoruz? Onlarca ve yüzlerce asır mı? Belli bir zaman tahdidi o kadar önemli değildir. Önemli olan, bu uzun tarihin son hasadının olacağıdır.Yüce Allah, Adem oğullarının üç gruba ayrılacağını açıklamıştır:

Ve sizlerde üç sınıf olduğunuz zaman, sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere! Soldakiler, ne bahtsizdırlar onlar (Hayırda) önde olanlar, (ecirde) öndedirler, işte bunlar, naim cennetlerinde(Allah’a) en yakin olanlardır (Vakı’a 7-12)

Vakı’a Süresi, yeniden dirilmeye dair deliller zikretmiş ve tabiat ufuklarından ve insan deneyimlerinden çeşitli beş delil sunmuştur.

  • 1.Delil:Sizi biz yarattık. Doğrulamanız gerekmez mi? (Vakı’a: 57)”

Birinci yaratış sahibi neden ikinci yaratıştan aciz kalacağı ile itham edilmektedir? Ben ders verirken yoruluyorum. Onu yeniden anlatınca bana kolay geliyor.

Bu düşünceyi destekleme kabilinden bir başka ayette Allah şöyle buyuruyor “İlkin mahlükunu yaratıp (ölümden sonra bunu yaratmayı) tekrarlayan odur, ki bu onun için pek kolaydır (Rum’27)“‘ Allah da, zor kolay basit, daha basit yoktur. Bunun için bu desteklemeyi şu sözüyle sürdürüyor: “Göklerde ve yerde (tecelli eden) en yüce sıfat O’nundur O mutlak güç ve hikmet sahibidir (Rum: 27)

Bu delil, birçok sürede tekrarlanmıştır. Bu gayet açık olup bunu kendini beğenmiş budaladan başkası inkar etmez “Bir de onlar dediler ki: sahibiz bir kemik yığını ve kokuşmuş bir toprak olmuş iken, yepyeni bir hilkatte diriltileceğiz, öyle mil?’ De ki ister taş olsun, ister demir, isterse aklınıza (yeniden dirilmesi), imkansız gibi görünen herhangi bir yaratık! Diyecekler ki: Bizi tekrar hayata kim döndürecek?’ De ki: Sizi ilk kez yaratan (İsra 49-51)

Kur’an-ı Kerim, bakıp düşünme isteğini ve başlangıç ve dönüş için bu varlık hakkındaki düşünceyi soruşturmayı teşvik etmektedir. Bir gerçekte varız. Nasıl var olduk? Son dirilişi, uzak görmek ahmaklıktır.

Allah’ın, yaratılanı ilk baştan nasıl yarattığını, (ölümden) sonra bunu (nasıl) tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır. De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl yaratmış bir bakin. İşte Allah bundan sonra (ayni şekilde) ahiret hayatini da yaratacaktır. Gerçekten Allah, her şeye kadirdir. O, dilediğine azap eder, dilediğini esirger. Ancak O’na döndürüleceksiniz (Ankebut: 19-21)

  • 2-Delil: Alemi ilk yaratanın gayreti tükenmemiş ve gücü azalmamıştır. O her gün, hatta her saat, her an yarattığını: yenilemektedir! Ancak, insanın yaratılmasında ve sürekli yeni zürriyetlerin oluşunda bu böyledir.

Bu delil, Yüce Allah’ın şu buyruğunda da belirtilmiştir:

Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir? Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz? Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve biz önüne geçileceklerden değiliz. Böylece sizin yerinize benzerlerini getirelim ve sizi bilmediğiniz bir alemde tekrar var edilim diye (ölümü takdir ettik) (Vakı’a: 58-61)”

Meni ilginç bir sudur. Bu, Yüce Kadir’in dilinde adi bir su olup insandan bir defa çıkışında iki yüz bin canlı sperm taşır. Bu gözle görülmeyecek kadar küçük canlı, oluşumunda bütün insanın maddi ve manevi özelliklerini içinde barındırır

Bu eskiden beri bilinmektedir, Nur süresinde anlatılan mulaane kıssasında  gayri meşru çocuk edinen hamile bir kadına Resul şöyle der: “Şayet bu kadın, gözleri sürmeli, kalçaları uzun baldırları geniş bir çocuk doğurursa onun doğurduğu Şureyk b. Sem’a’nındır”

Beden özellikleri, tıpkı akli ve ahlaki özelliklerin taşındığı gibi babadan oğula canlı meni yoluyla nasıl taşındığına bakın

Dahi insanlardan oluşan cemiyetleri yöneten uluslararası fabrikatörler bu yumurtalarda ki özellikleri üretebilirler mi? Hiçbir şey yapamazlar. Çünkü bunların maddesi kandan alınmaktadır. Kan da gıdadan, gıda ise topraktan gelmektedir.

Bunları ilk ve son şekliyle düzenleyen Allah’dır: “O Allah iki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır. Sonra onun zürriyetini, dayanıksız bir suyun özünden üretmiştir. Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır Ne kadar az şükrediyorsunuz. (Secde 7-9)

İnsanın sadece bir tek spermden yaratılması ve diğer iki yüz milyonunun boşa gitmesi müthiş bir olaydır! Adeta Allah kendini beğenen insana: “Senin ve senin gibi milyarların yaratılışı bir yükümlülük ifade etmez” demektedir.

Kendisinin felsefeyle uğraştığını sanan ahmak birine dedim ki: Spermi yaratarak onu rahimde tutan kimdir? Anne ve babandan her biri bir şeyden habersizdir! Sen gelip bir de inkara yelteniyorsun

Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi? (Vakı’a 62)”

  • 3. Delil: Üzerinde muhteşem varlıkları yaşatan yeryüzünde çardaklı ve çardaksız bağlar, bahçeler, ormanlar, bin bir türlü meyveler, çeşitli renk ve kokularda çiçekler görmektesin

Bütün bunları yaratan kimdir? Çiftçi toprağı sürer, tohumu saçar ve ondan sonra bir şey bilmez. Ancak Yüce Kudretin yaptıklarına tanık olur, teslim olmuş bir halde Allah’ın verdiklerini kabul eder. Bunlar, ya yaratanı ve yoktan var edeni bilmeye ya da ölüm ve hayat kıssasını kavramaya sevk eder

Vakı’a Süresinde, son diriliş delillerinden olan ekin mahsuldeki şeylere göndermeler vardır: “Şimdi bana ektiğinizi haber verin. Onu siz mi bitiriyorsunuz. yoksa bitiren biz miyiz? Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız (Vakı’a 63-65)

Ölüleri diriltme, dünyanın her tarafında yinelenen bir kıssadır: “(Bu hususta) ölü toprak onlar için önemli bir delildir Biz ona hayat verdik  (Yasin 33)” insanları kabirlerinden çıkarma, çeşitli maden ve maddeleri taşıyan toprağın karanlıklarından bitkileri çıkarmaktan zor değildir: “Allah, sizi de yerden ot (bitirir) gibi bitirmiştir Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yeniden çıkaracaktır (Nuh: 17-18)” Başka sürelerde daha fazla açıklamalar vardır: “Yeryüzünü de döşedik ve ona sağlam dağlar koyduk. Orada gönül açan her türden (bitkiler) yetiştirdik. Allah’a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunlar yaptık) (Kaf 7-8)” Ayette geçen yönelme, aklın uyanmasıdır: Akıl uykuya dalmıştı, uyandırdı. Kendinden geçmişti, dikkatli ol dedi.

Evet( kabirden) çıkış, Allah’a kavuşmak ve hesaba çekilmek içindir. Tıpkı küflü ve tuzlu topraktan çıkan bu meyvelerin glikoz, yağ, nişasta taşıması ve üzerinde hoş renkler oluşturması gibidir. Sonra insan, yeniden dirilmeyi inkar etmeye çağırır. Oysa her an yeniden dirilmektedir.

Çiftçi, bu olup bitenleri kendisinin yaptığını düşünebilir. Bu yüzden Allah, şayet bunları yerle bir etmek istese çiftçinin bir şey yapamayacağını ve bunları çekirge sürüsüne teslim edeceğini açıklamıştır:

Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık  da şaşar kalırdınız. Doğrusu borç altına girdik. Daha doğrusu biz yoksul kaldık (derdiniz) (Vakı’a 65-67)”

Bedenlerin dirilmesi, tıpkı yeryüzünün yeşermesi gibidir Burada açıkça gözüken iş, gökleri ve yeri Yoktan var eden’in kudretidir. İnsanın yeniden dirilme ve ceza görme ile motivasyon kazanması gerekir.

Ruhani olduğu sanılan uhrevi ceza kıssasını bir düşünelim:

İnsanın cisim ve ruhtan olduğu malumdur. İnsanoğlunun erişmeye çalıştığı yükselişin, ancak bedenin yok olmasıyla ve ne istediğini bilmemesiyle tamamlanacağı doğru mudur? Ben, Kitap ve Sünnet’te bedenin işkence ve azap görmesine herhangi bir işaret görmedim.

Evet farz olan oruç vardır. Açlık ve susuzluğa maruz bırakır. Bazen secde ve kıyamı uzayan ve ayaklarının alta şişen namaz vardır. İnsan rızkını ter döküp çaba sarf ettiği bir sanat ile kazanabilir. Allah yolunda öldürülerek, ruhu alınarak ve kanı dökülerek yaşamı son bulabilir ve burada İbnu’r Rumi’nin sözü gerçekleşebilir:

Topraktaki bedeni sev Çünkü hevadir ve onu Allah’a yükselen bir ruh olarak sev!

Fakat bütün bunlar, ruhen ve bedenen insanin ilahi imtihana çekilmesidir. Ruh bu imtihandan haz alır ve beden bu hazzı paylaştırır. Bedenin buradaki rolü aracı olmaktır, Beden kendisine isabet eden şeylerle düşünür, düşünce ile birlikte katlanır ve Allah’ın rızasını kazanma iradesine yönelir.

Sancı örneğin uyuşturucu ile durdurulsa ve insan ölene dek hiçbir şey hissetmese bu bir erdemlilik olmaz!

İnsan özellikleriyle temeyyüz eden bir cinstir. Allah insanı kendi eliyle yaratmıştır. Allah onu, bir erkek ya da kadının gelip, “Beden adidir. Onun işkence ve azap görmesi gerekir.” demesi için en güzel bir biçimde yaratmamıştır.

Allah, Adem’i yaratınca ona şöyle dedi: “Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin, orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yiyin (Bakara: 35)” Helal olan şeyde bedenin azap görmesi nerededir?

Allah peygamberleri yarattı. Onların yaratılışını seçkin kıldı ve onlara şöyle dedi: “Ey peygamberler Temiz olan şeylerden yiyin; güzel işler yapın (Mü’minun 51)” Bu teklifte yasak belirtileri nerededir?

Allah kendisine inananları temiz rızıklarla sevindirmiş ve bunlar karşılığında sadece şükretmeyi istemiştir “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin, eğer siz yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız ona şükredin (Bakara 172)” Bunda bedene bir savaş ve ona ihanet etme planı var mıdır?

Şanı Yüce olan Allah, Adem oğullarının, bu dünyada uzun yolculuklarından sonra belli bir zaman içinde Allah’a yeniden döneceklerini ve hayatlarına kavuşacaklarını açıklamıştır: “Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu) üzerimize aldığımız bir vaad oldu. Biz (vaadettiğimizi yaparız (Enbiya 104)” Bu dönüş, insanların bir ruh olarak değil bedenen veya bir beden olarak değil de ruhen mi gerçekleşecektir?

Bu çok bozuk bir düşüncedir.

İnsanlar bu insanlardır. Onlar günah ya da sevap işledikleri organlarıyla ve hissi yatlarıyla dirileceklerdir. İnsanlar, yaptıklarını inkar etmek için bir polemiğe girdiklerinde organları dile gelerek onları yalanlayacaktır: “Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye kant onların aleyhine şahitlik edecektir Derilerine: Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? der Onlar da: Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu, ilk defa sizi O yaratmıştır. Yine ona döndürülüyorsunuz derler (Fussilet 20-21)

Kötülüklerini giderme çabası içinde olan insan, ahirette erişeceği nimetle ödüllendirilir. İbni Kesir’in Taberaniden aktardığına göre, inanan kadınlar, göz aydınlığı cennetlerde ağırlanırlar. Ümmü Seleme bu niçin böyle dedi? Peygamber:  Onların Allah için kıldıkları namaz, tuttukları oruç ve yaptıkları ibadet sebebiyledir, dedi

Sonra şu hadiste inanan kadınların şöyle dedikleri aktarılmaktadır: “Biz ebedi kalacağız, asla ölmeyeceğiz. Biz nimetler içinde kalacağız, hiç ümitsiz olmayacağızl Biz ibadet edeceğiz, hiç bırakmayacağız. Dikkat edin, biz razı olacağız, asla gücenmeyeceğiz. Müjdeler olsun, bizim kendisinin olduğu, kendisinin de bizim olduğu kimselere…”

Dünyada cihad edenler, ahirette müsterih olanlardır. Bedenlerin yok olup bir daha dönmeyeceği, ahiretin sadece ruhlar için olacağı, ahiret sevabının ve cezasının gönül rahatlığı ve huzuruna benzer manevi bir şey olacağı görüşü, temelsiz batıl bir görüştür.

Bu görüşün tahrif edilmiş dinlerden olan Hristiyanlığa geçtiği bellidir. Nice putperestlikler, dinlere sızmış, temellerini sarsmış ve ilkelerini darmadağın etmiştir.

İlginçtir, bedenlerin üstesinden gelme ve ruhbanlık felsefesi taşıyanlar, geçmiş kralların saraylarında görülmeyen kalabalık eğlence sanatçılarıyla eğlenen ve karakterleri bozmada nefisleri dejenere eden çağdaş medeniyete yenik düşme ve teslim olma unsuru olmuşlardır. Böylece yanlış, yanlışları doğurmuştur.

Bizim dünyamızda örneğin ileri gelen ilim adamlarına verilen”Nobel” ödülüne bakalım. Edebiyat alanında belirlenen ödülde o ilim adamının nefsi sarsılmaktadır. Fakat sadece edebi ölçü, ne açlığı giderir, ne de korkudan emin kılar. Burada verilen ödül ise bir hayli fazla ve kabarıktır.

Kılavuzluk eden ceza kıssasını açıklamaya geçiyor ve diyoruz ki: Bedenin istekleri sınırlıdır. Taşkınlık ve azgınlık rezaletini bir tarafa bırakınca bu isteklere karşılık vermek az külfeti gerektirir! Bu manevi cezanın üstünde midir? Hayır!.. Farklı yetenekler himmetler ve gayretler, kimileri kimilerinden yüksek çeşitli cezalarla karşılaşırlar.

Siz samimi bir hizmetçinize yemek tabağı sunduğunuzda ona siz bakmadan önce o bakar! Size çok teşekkür eder. Fakat gözleri o tabaktan ve tabağın içindekinden ayrılmaz. Burada sizi bilen, takdir eden ve insanlara tanıtan bir başkası daha var. Siz ona yemek tabağı sununca onun size bakışları daha derin ve önceliklidir. Sizden aldığı yemek tabağını bitirince yazmış olduğunuz ilmini artıracak bir kitabınızı kendisine hediye etmenizi umut eder! Bu ikisi aynı mıdır ?

Kendisini uluhiyet övgülerinin meşgul ettiği iman ehli, sürekli onunla mesrur olur! Ya da sevinçli ve kederli anında genelde onlarla meşgul olduğu için sadece Rabbinden bekler.

Fakat sevinç ve kederin, beşerin çözemeyeceği psikolojik kanunları vardır. İman ehli hallerinden söz edince hiçbir şekilde şer’i edepleri aşamaz ve Allah’ın hudutlarını çiğneyemez.

Allah: “Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konuluyorsa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir (Al’i İmran’185)” diye buyurunca hiç kimseye şunu demek yakışmaz: “Cennet ve onun nimetleri nedir? Biz Allah’ın kendisini istiyoruz.” Bu sakat bir sözdür

O kimse zakkum ağacının gölgesinde olduğu halde Allah’ı görmek ister mi? Eğer o ağacın gölgesi varsa! Allah, cennetinde, orada ve cennetin sürekli gölgesinde yürüyen mümin kullarına tecelli eder.

Yüce Allah’ın şu buyruğunu bir düşünelim: “Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetti. Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür.İşte büyük kurtuluş da budur (Tevbe 72) İlahi lütuf, her nimetin üzerindedir ve her lezzetten daha üstündür. Fakat biz, hikmetli Şari’nin ibarelerini edepsizce reddetmekteyiz.

Alimlerimiz, ahiret sevabının ve cezasının maddi ve ruhani  olduğu üzerinde icma etmişlerdir. Bunu destekleyen birçok ayet ve hadisler vardır.

Bazı insanlar, kendilerine ve durumlarına bakıp sonra insanların işlerinde kapalı genel hüküm verdikleri için yanılabilirler. Oysa bu gerekmez.

Biz İsa ve Yahya (as)’ın evlenmediklerini biliyoruz. Fakat her iki peygamber de evlenmeye savaş açmadılar ve yabani ruhbanlık yolunu seçmediler çünkü onlar, yaşamı tahrip için gönderilmediler. Onların evlenmemeleri, sadece kendilerine özgü özel şartlardan ötürüdür.

İbni Teymiye bekar olarak yaşamıştır. Aynı şekilde Cemaleddin Afgani de öyle yaşamıştır Her biri de bekarlığa davet etmeyi yeğlememişlerdir.

Gıdalarında yerden bitenlerle yetinen vejeteryanlar vardır. Ben onlardan biri olan Allame Ferid Vecdi’yi biliyorum. Varsın bu onun tabiatı olsun! Çünkü et yemek, dinsel bir yükümlülük değildir. Ancak biz, bunu dinleştirme temayülünde olan bu tabiatı kabul etmeyiz. Ebu’I A’la Maarri, şöyle diyerek bu saçmalığı işlemiştir:

Din ve akıl hastalığına koştum evet böyle yaptı; doğru işler yapanlar bileyim diye!

Hayvanların ve kuşların etlerini ve hatta arı balını yasaklayan kasidesine devam etmiştir. Ben başkasının olsun diye ona dokunmadım.

Bugün bir kısım edebiyatçıların dilinde, Cennetin “sebze pazarı” olmadığına dair buna benzer sözler dolaşmaktadır! Onlar bununla maddi cezayı inkar etmekte ve onun durumunu hafife almaktadırlar.

Bizim geçmiş ve yakın tarihimizde insanlar bu düşüncenin etkisinde kalmış ve düşmanıyla hareket etmiştir. Bu büyük bir cehalettir! Enes b. Nadr, Uhud da yenilenlerin durumunu kabul etmeyip tek başına müşriklerle savaşmaya yönelince ve bedeninde kılıç yaraları oluşunca Rabbini ve O’nun vadolunan cezasını görüyor ve: “Ben Uhud’un arkasından cennet kokusunu alıyorum.” diye haykırıyordu!

Bu koca mümin, hayalci bir adam mıdır? Onun hakkında alemlerin Rabbi şöyle buyurmuştur:

Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler vardır. İşte onlardan kimi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir Kimi de (şehitliği) beklemektedir(Ahzab 23)

İslam sancağını elinde saklayan Caferi Tayyar, ancak kolu yittikten sonra sancağı düşürmüş, bu paha biçilmez sancağı taşımak için bir başka yiğit koşup eline almıştır.

O şehadet şerbetini içerken şöyle diyordu: “Cennet veya ona yaklaşıp onun pak soğuk suyundan içmek ne kadar da hoş!”

Cennet gölgesinde rahatı yeğleyen adam, bakışlarını ve fıtratlarını bozan kimselerin sandıklan gibi hayal veya fikir yoksunu olabilir mi?

Allah’ın Kitabından ve Resulü’nün sünnetinden soyutlanarak İslam hakkında konuşan dindar ve öğrenen kesimlerin susmaları kendileri için daha hayırlıdır.

Yakıcı cehennem ve yeşil cennetle alay ederek ve İslam’ın açıkladığı maddi cezaları hafife alarak Hristiyanlığı anlatan bazı papazları okudum. Bu insanlar, yerleşik fikirlerden ve vahiyyden kopuk felsefelerden etkilenmişlerdir. Bir bakalım, onlar insanlığa bu sözden daha hayırlı ne sunmuşlardır?

Onlar çağdaş medeniyeti yükseltmiş ve yoğunluğunu hafifletmişler midir? Halk ve elit insanları şehvetlerine engel olan ruhanilere dönüştürmüş ve göklerde süzülmüşler midir? Onlar insanlığın psikolojik tedavilerinde yanılmış ve içinde dönüp açacak olan anahtarı bilememişlerdir. Saçmalıklarla kabaran ölçüler, akıl sahiplerini dine girmekten ve onun miraslarına saygı duymaktan engelleyerek insanların akıllarına ve kalplerine yerleşirler.

Madde ve ruhtan oluşan insan ancak maddesini ve ruhunu kabul eden öğretilerle kurtulur. Bütün peygamberler bu öğretilerin sancağını taşımış ve bu peygamberlerden biri olan Musa, kavmini bahane göstererek

Allah’a şöyle yalvarmıştır: “Sen bizim velimizsin, bizi bağışla ve bize acı. Sen bağışlayanların en iyisisin! Bize bu dünyada da iyilik yaz, ahirette şüphesiz biz sana döndük (Araf 155-156)“. Musa’dan önce İbrahim de Rabbine şöyle diyerek yalvarmıştı: “Rabbim, bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat Bana sonra gelecekler içinde, iyilikle anılmayı nasip eyle! Beni Naim cennetlerinin varislerinden kıl. Babam’ da bağışla (ona tevbe ve iman nasip et) çünkü o sapıklardandır. (İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme, O gün, ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah’a kalbi selim ile gelenler (o günde fayda bulur). (o gün) cennet, takva sahiplerine yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara apaçık gösterilir (Şuara 83-91)

Bu sürede, cennet ehli iki kısma ayrılmaktadır:

Birincisi: Hayırda yarışanlardır.

İkincisi ise: İyilikleri yeğledikleri ölçüde kurtulanlar. Geri kalanlar da solun adamlarıdırlar.

Bazı müfessirler, Yüce Allah’ın şu buyruğunda zikredilenin sadece bu sınıf olduğu noktasında yanılmışlardır. “Onlardan (insanlardan) kimi kendine zulmeder, kimi ortadadır kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır (Fatır 32)

Vakı’a Süresi, mü’miniyle kafiriyle bütün insanlardan söz etmektedir. Ama bu yanlış anlaşılan ayet, özellikle Müslümanlardan söz etmektedir. Ayetin baş tarafı buna işaret etmektedir: “Sonra Kitab’ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendine zulmeder kimi ortadadır, kimi de hayırlarda öne geçmek için yarışır (Fatır 32)

Vakı’a Süresi, yarışanları şöyle nitelemiştir:

“(Onlarin) çoğu önceki ümmetler (sülletün mine’levvelin)den, birazı da sonrakiler (qalilun mine’lâhirin)dendirler (Vakı’a 13-14)”

Bazıları, ayette geçen “sülletün mine’levvelin den risaletleriyle Muhammed’i geçen peygamberlerin, “qalilun mine lahirin”deni Müslümanların kastedildiği görüşündedirler. Onlar, geçmiş peygamberlerin ve milletlerin çokluğundan ötürü bunun doğal olduğunu sanıyorlar.

Bize göre, burada nitelenen sadece Muhammed ümmetidir. Ayette geçen “sülletün mine levvelin”, dini ilim ve amelleriyle yeryüzüne yayan Selefi Salih’tir. “Qa lilun mine’lahirin ise, dönüşümlü güçler ve sancılı düşmanlıklar ortasiına takvalarında garip olanlardır.

Geçmiş peygamberlere gelince, onların risaletleri geçici ve sınırlıdır. Birkaç çağda ve belli şehirlerde tamamlanmıştır.

Biz Tevratı’na inanan Musa ve İncili” ne inanan İsa yanlılarına saygılıyız. Uzun asırlardır nerede onlar? Onlar ve onların yol göstericileri kayboldular. Onlar yerlerini gökle bağı olmayan kimselere bıraktılar.

Biz yarışanların veya kazanma özellikleri olanların, Yüce Allah’a yaklaşma ya da büyük lütuf olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden şöyle denmiştir:

(Hayırda) önde olanlar, (ecirde) öndedirler. İşte bunlar Naim cennetlerinde, (Allah’a) en yakın olanlardır (Vakı’a: 10-12)”

Mutlu yerlerde yaşayan bu insanların halini bir düşünelim.

Onların dünyada tanıdıkları gaybe iman, şehadet eden imanın en bariz olanıdır! Onlar boş zamanlarda teorik olarak kabullendikleri Allah’ın yüceliğini bugünlerde yakinen görmektedirler! Bu yüzden Allah’ı çok övüyor, O’na şükrediyor ve hamd ediyorlar! Bu kesintisiz zikir, herhangi bir çaba usanma ve bıkkınlık olmadan tamamlanmakta, hatta bu yaşamda bizlerden sadır olan kirlenme ve paklanma olduğu sürece devam etmektedir!

Ayette şöyle geçmektedir “Onların oradaki duası: Alah’m, seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz (sözleridir). Orada birbirleriyle karşılaştıkları söyledikleri ise “selam’dır. Onların dualarının sonu da şudur: Hamd alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur (Yunus 10)

Onlar, herhangi bir külfet olmaksızın tesbihe devam etme hususunda meleklere katılıyorlar: “Onlar bıkıp usanmaksızın gece gündüz (Allah’ı) tesbih ederler (Enbiya 20)

İnsanlar içinde dünyada Kur’an’ı uygular ve O’nu korumak, yaşamak ve tebliğ etmek için yaşarsa hadisi şerifte belirtildiği üzere ona şöyle denir: “Kur’an okuyana, kıyamet gününde tıpkı dünyada okuduğun gibi makam üzere uyanık bir şekilde oku, denilir”. Evet bu beceri ve o önderlikle saygın pak sayfalarla beraber zaman geçirmiştir.

Cennetlikler, sürekli iyiliklerin tekrarlandığı lezzetleri içinde yaşar, sevgi ve arzuyu tatmak isterler. Adeta sürekli ve iyilik üzere kalma özelliğine sahiptirler. Çünkü bunlar yokluğu yenmişlerdir. şu, sübhanallah, elhamdülillah, lailahe illallah, Allahü ekber sloganları nasıl yok olabilirler?

Müminin davranış ilkeleri dünyadadır. Sonra ahirette cennet ehlinden olacaktır.

Diğerleri ne yapmıştır? Bolluk içinde yokluk yaşamışlardır.

Ağaçların, tembellerin yolunda engel, gayretkeşlerin yolunda merdiven olduğu söylenir. Tembeller dönerler, gayretkeşler ise çıkarlar. Bu yüzden orada hazırlanan ceza nitelemesinde yakın dostlara şöyle denir:

Yaptıklarına karşılık olarak (verilir) (Vakı’a’24)

Cömert, bir misafir gelince onu en güzel biçimde ağırlar, en iyi şeylerini yedirir. Cennetlikler Allah’a döndükten sonra nerede ağırlanacaklardır? Onlara sunulacak olan şeylerin en hafifi, dünya krallarının bile tadamadıklan şeylerin en pahalısı ve üstünüdür

Biz, cennette gözün hiç görmediği, kulağın hiç duymadığı insanın hiç aklına gelmediği şeylerin olduğunu ve bunların yaklaşık isimlerini ve bu isimlerin dünyada çalışanlara teşvik olsun diye örnek olarak verildiklerini ve işin düşündüğümüzün üstünde olduğunu biliyoruz.

Önemli olan, cennet ehli karşılaştıkları nimetlerle birlikte tembel ve atalet ehli değildirler. Onlar zikirden ve şükürden ilham alırlar. Onların Allah’ın kendilerine ikramyla sevineceklerinde kuşku yoktur. Fakat onlar, bunlardan daha çok gece gündüz Allah’a yaptıkları ibadetlerinden ve gizli açık yakarışlarından mutlu olurlar.

Cennet nitelemesinde aktarılan bizim aşina olmadığımız bazı kelimeleri açıklıyoruz:

Ayette geçen “essururu’lmevdûne” hoş cevherlerden işlenmiş tahtlar demektir:

“Karşılıklı olarak üzerlerine oturup yaslanırlar (Vakı’a 16)

Yani yüzleri birbirlerine dönük bir şekilde üzerlerine otururlar:

Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır (Vakı’a: 17)”

Delikanlılık çağında olan gençler onlara hizmet ederler. Cennette süt, bal, su, içki gibi birçok içecekler olmasına rağmen Allah içkinin sarhoşluğunu gidermiş ve onu mübah kılmıştır. Bu yüzden baş ağrısı ve bas döndürmesi yoktur:

Bu şaraptan ne başlar ağrıtılır ne de akılları giderilir (Vakı’a’ 9)”

Ayette geçen “nezif sarhoşlar arasında bilinen hezeyan ve ne dediğini bilmeme anlamına gelmektedir.

Cennetin bariz özelliklerinden biri de huru’layn’dır.

Elhuru’layn: Başka kalıplara girince gençlikleri giden, çirkinleşen ve özelliği kaybolan Adem’in kızlarıdır. Veya cennet ehline kendilerinden faydalanmaları için Allah’ın göz alıcı bir biçimde yarattığı başka genç yaratıklardır.

Elhuru’layn’ın bu iki sınıfı içinde barındırdığı, erkeklerin ve kadınların bedenlerinde ve şekillerinde büyük bir değişikliğin olacağı bir gerçektir. Bu en mükemmel ve en şerefli bir değişikliktir. Adem oğullarının dışkıları olmayacak ve mümin aile özelliği sevgi ve rıza ile onarılacaktır. Ölçü Yüce Allah’ın şu buyruğudur:

(O yurt) Adn cennetleridir; oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından salih olanlarla beraber girecekler, melekler de her kapıdan onların yanına varacaklardır. (Melekler:) Sabrettiginize karşılık size selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir! (derler) (Rad 23-24)

Gerçek şu ki; insan bedeninin güzelliği kaybolur, stres ve zorluk karşısında değişir. Nimetler ancak en üstün, en temiz, en güçlü ve en iyi biçimde insan organlarının değişimiyle tamamlanır.

Belki de insanin böyle yaratılması, bu dünyada başımıza gelen bazı imtihanları hissetmesi içindir. Kuranda muttakiler için hazırlanan bütün güzel bedelleri içeren süre yoktur. Ancak her sürede, uygun nimetleri belirten, şevke getirerek okuyanın gönüllerini ve açan portreler ve pasajlar sunulmuştur

Bu sürede hayırda yarışanlar ve sağcılar için hazırlanan nimetlerden bir parça gördük. Bunlar sayıca birinci sınıftan daha fazladırlar:

Bunların birçoğu önceki ümmetlerdendir. Birçoğu da sonrakilerdendir (Vakı’a: 39-40)”

Onların sevapları sadedinde bazı kelimelerin açıklanması, nimet kategorilerini belirtir. Sidr, küçük meyveli bir ağaçtır. Bol suda biter. Belki de bu, hoşluğunu sahrada gizler. Dokununca kaşındırabilen dikenleri vardır. Ama bunun cennette hiç dikenleri olmayacaktır

Ayette geçen “ettalhu’lmemdud”, birbirine girmiş muzdur. Batılıların ve diğer insanların bildikleri bir meyve olduğu söylenir “Ezzıllu’l-memdud”, güneş sıcaklığını geçirmeyen gölgedir: “Yemişleri ve gölgesi süreklidir İşte bu, (kötülüklerden) sakınanların (mutlu) sonudur (Rad 35)

“Elmau’lmeskub”, cennette saraylar altından akan veya yukarı doğru fışkıran sudur.

Topraktaki mevsimlik meyveler bazı aylar ortaya çıkar, geri kalan aylarda ise gizlenir. Cennet meyveleri “tükenmeyen ve yasaklanmayan (Vakı’a 33)” olarak nitelenmiştir.

Soylu Arap kadınları kendilerine yönelen kocalarından hoşlanırlar. İster yeni şekillenmelerinden sonraki dünya kadınları olsunlar ister cennetlikler için özel yaratılan huriler olsunlar, bunlar yaşça birbirlerine yakındırlar. Bu anlam Yüce Allah’ın şu buyruğunda ifade edilmektedir:

Hep yaşıt bakireler; sağın adamları için (Vakı’a 37-38)”

Sözün tamamı, gördüğümüz kadarıyla, Muhammed (s.a.v) ümmetinden olanlaradır. Önde gidenler, çağdaşlardan çok azdır. Fakat onlar sayıca kabarıktırlar. Bunun dışındaki yorumlar da caizdir.

Sonra bağlam “ashabu’l-meş eme” ye veya “ashabu’ş şimal”‘e (solculara) taşınmaktadır. Bunlar Resul’e eziyet eden, tamamen dinden dönen dünya yaşamına razı olan, ahireti hafife alan ve dünyalarında hedeflerinden başkasını tanımayan yalancılar, günahkarlar ve mülhidlerin genelidirler.

Azap nitelemesinde:

“Semum (içlerine işleyen bir ateş) ve hamim (kaynar su) içinde (Vakı’a 42″) kavramları kullanılmıştır. Bu, sıcağıyla kavuran rüzgardır. Ayette ezasının aşırılığından ötürü”semum” olarak isimlendirilmiştir. “Hamim ise kaynar sıcak su demektir.

Kara dumandan bir gölge altında (Vakı’a 43)

Gölgesinin bir değeri olmayan yoğun bir duman altında. Bu yüzden başka bir yerde şöyle denmiştir “Üç kola ayrılmış,, (ama) ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidin (Mürselat 30-31)” Ayette geçen kömürdür.

Solcular bu azabı neden hak etmişlerdir? Çünkü onlar dünyada ondan salih amelle korunmadılar. Asla ona inanmadılar. Onların yeryüzündeki yaşantıları dünya lezzetlerinden yararlanmak ve ister olsun, ister olmasın Onların peşinde koşuşturmaktır.

Şüphesiz yüce Allah kafirin dünyadaki yaşamını dünyaya hasrederek şu şekilde nitelemiştir: “Zira o, (dünyada) ailesi içinde (mal mülk sebebiyle) şımarmıştı. O hiçbir zaman dönmeyeceğini sanmıştı .Rabbine kavuşmayacağını sanıyordu. Oysa gerçekten Rabbi onu görmekte idi (İnşikak 13-15)

Kafirler, hayatlarını yeniden dirilmeme üzerine inşa etmektedirler. Bu düşünce neredeyse bütün dünyayı sarmıştır. Bu, kötülüğünü hissetmeksizin veya onu işlemekten pişmanlık duymaksızın günahlara batmanın esasını oluşturur.

Bu, Kur’an-ı Kerim’in şu ayetlerinde kastedilen büyük bir rezalet yani açık bir suçtur:

Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefahate dalmışlardı. Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı. Ve diyorlardı ki: ‘Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz  Önceki atalarımız da mı?’ De ki: “Hem öncekiler hem de sonrakiler, belli bir gün için buluşma vaktinde mutlaka toplanacaklardır (Vakı’a 45-51)

Söz dönüp dolaşıp yeniden inkarcıların karşılaşacakları azabı niteliyor:

Sonra siz ey sapıklar, yalancılar! Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz (Vakı’a 51-52)

Ayette geçen zakkum pis, acı bir yiyecektir. Ondan Allah’a sığınırız. İnsan ondan yediğinde su içme ihtiyacı hisseder ve kaynamış sudan başkasını bulamaz: “Bağırsaklarını parça parça edecek kaynar sudan içirilen (Muhammed: 15)” Onun aşırı etkisine rağmen kişi ondan yediğinde susuzluğunu gidermek için daha fazla su içmeyi arzular. Ki onun bu hali ateşli bir hastalığa yakalanan yük devesinin suya olan arzusuna benzer.

Cehennem ehli, karınlarını zakkumla doldurup ardından ateşli bir devenin su arayışıyla nitelenmiş, fakat ne mümkün:

İşte ceza gününde onların ağırlanışı bu (şekilde) olacaktır (Vakı’a 56)

Sevap ve ceza şekillerinin tamamı teşvik, uyarı ve güzel ahlakı desteklemek içindir. Özellikle bilim, sanat, korkunç iletişim ve insanları ahirete karşı bilgisiz ve duyarsız bir girişiminin yaygın olduğu bu çağda kaçınılmazdır.

Sadece teşvik ve uyan hislerini uyandırmak yeterli değildir. Bununla birlikte düşünmesi, doğrulaması ve layıkıyla hareket etmesi için insan aklını uyarmak gerekir.

Vakı’a Süresinde geçen 4. delil yeniden dirilmenin hak olduğu üzerinedir. Bunu Yüce Allah’ın şu buyruğunda görmekteyiz:

Ya içtiğiniz suya ne dersiniz? Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi? (Vakı’a 68-70)

Su, hayatın aslı ve devamlılığının esasıdır. Bu hususta Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Her canlı şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı? (Enbiya 30)“. Yerkürenin beşte dördü sularla kaplıdır. Bu üzerinde derince düşünülmesi gereken bir fonksiyona sahiptir. Rüzgar örneğin topraklarımızı ve hayvanlarımızı sulasın diye bulutları Hind Okyanusundan sürükler, sonra kullanılmış su mecrasına akıp gider, azalıp eksilmeksizin rolünü tamamlayarak ve başka bir rol oynayarak denizlere ve okyanuslara katılmak için bilmediğimiz yollar edinir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Gökten belli bir ölçü ve miktarda su indirdik ve onu yerde durdurduk. Biz onu gidermeye de kadiriz (Mü’minun 18)

Evet onu var eden yok etmeye de kadirdir.

Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi? (Vakı’a 70)

Sadece Yüce irade, varlıkla yokluğun kaynağıdır. Su bu dünyadaki ve öldükten sonraki hayatın doğal aracı olup bu mutlak iradenin itaatkar unsurudur. Sünnette geçtiğine göre, “Allah, adeta serpiştirerek yağmur yağdırır. Bundan insanların bedenleri yeşerir”. İnsanlar kabirlerinde yok olurlar.

Tatlı su, havada oluşur. Fizikçilerin kendisinden söz ettikleri elektrik etkileşimleri arasına sadece Yüce Allah hakim olur

5. Delil: Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi, onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık (Vakı’a 71-73)”

Bu delil bana göre, modern bir bilimi ortaya çıkarmaktadır. Biz solunum yaparken oksijen alır, karbondioksit veririz. Bitkiler ise bunun tam aksini yaparlar. Bitkilerin solunumunda karbon alıp oksijen verirler. Karbon, kömür demektir. Yeşilin ateş depolaması ve yaşam parıltısının yanıp kül olmak için bir perde olması ilginçtir. Ağaçların, kök dallarında ve yeşil yapraklarında kuruması ve ateşin yaktığı odun haline gelmesi çok çabuk olur!

Biz ölümü yaşam aralıklarında işte böyle görürüz.

Maddenin özellikleri, ister sade ister bileşik olsun araştırma ve istifade etme konumunu sürdürür. Kimyasal bileşik, kendisini oluşturan ayrıntıların zıt niteliklerini ortaya koyabilir. Örneğin içtiğimiz su, bizi suya kandırır ve susuzluğumuzu giderir. Bize göre, suyun birbirlerinden oluşan her iki unsuru da birbirlerinin yanmasını daha da yakınlaştırır.

Biz bahçelerde ve bağlarda ortaya çıkan ve parlayan ayetler görürüz. Bir an içinde yanıp kül olduktan sonra hiçbir şey görmeyiz. Zıt olan şeyler işte böyle birbirini takip etmekte ve ilahi kudrete ne kadar da yaklaştırmaktadır: “Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Diledigine sayısız rızık verirsin (Ali imran 27)”

Keresteler ve toprağa dönüşen odunlar, nasıl ki yediğimiz bitkiler bedenlerimizde canlı hücrelere dönüştüyse bunlar da çeşitli bitkiler için yeniden gübreye dönüşmektedir.

Bütün insanlığın önünde iki randevu olduğu bir gerçektir: Bunlardan biri, yakın, hemen olacak olan ve diğeri ise ilerde gecikmeli olarak, olacak olandır, insanlar, gelmesi uzun sürmeyen ölümle karşılaşmakta ve herkes onu tatmaktadır Ardından günler geçse de mutlaka olacak olan kıyametle karşılaşacaktır: “Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanı takdir eden ancak Odur Bir de onun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Siz hala şüphe ediyorsunuz (Enam 2)“. “Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin, Allah asla sözünden dönmez (Ali İmran 9)

Kıyameti anmayı bilerek tekrar etme, aklı kıt olanların anladıkları gibi ne medeniyetler için bir tehdit ne de insanlık uygarlığını durdurmak içindir. Bu olsa olsa aldanmayı ve kusur hedefleri ortadan kaldırmak içindir.

İnsanların kıyamet gününü anmaya kesin ihtiyaçları vardır. Çünkü bu anma, onların kötü huylarını giderecek ve hırslarını engelleyecektir. Normal akıl, bugünün gerçek olduğunu bildiği zaman azı çoğa, faniyi baki olana tercih etmez. Çağdaş medeniyetin yaptığı gibi ahiret cezasından vazgeçmez

Modem bilim, bazı maddenin sırlarını ve tabiat güçlerini ortaya çıkarabilir. Bu neye delalet eder ve avantajı nedir? Bu olay, ne yeryüzündeki varlık hikmetini ne de Kur’an-ı Kerim’in şu sözlerle özetlediği yaşam mesajını ortadan kaldırabilir: “Hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır (Mülk 2)

Bir de insanın maddi ve edebi imkanları genişlediği oranda ilahi sınama alanları genişlemekte ve derinleşmektedir.

Vakı’a Suresi, yaratıkları önüne katan bir meydan okuma çeşididir: İnsan kesin olan cezadan kurtulabilir mi? İnsanlar, istedikleri kadar birbirlerine yardım etsinler, kendilerinden ölümü savabilir ve ondan kurtulabilirler mi?

Hele can boğaza dayandığı zaman. o vakit siz bakar durursunuz. (O anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz. Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz, onu geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz (Vakı’a  83-87)

Kendisi için belirlenen süre tamamlandıktan sonra insan dünyaya dönmeyecektir. Bununla beraber insanlar, ahirete hazırlıklarına göre gruplara ve bölüklere ayrılacaklar Kazandıkları derecelere göre dağıtım yapılacaklardır.

Fakat (ölen kişi Allah’a) yakın olanlardan ise, Ona rahatlık, güzel rızık ve Naim Cenneti vardır (Vakı’a 88-89)

Eğer o sağdakilerden ise, ey sağdaki ! Sana selam olsun (Vakı’a 90-91)

Bu, yaşam mücadelesinde başarıp kurtulanları meleklerin selamlaması ve Allah’a kavuştukları gün sevinçli ve mutlu olmaları için onları karşılamalarıdır.

Ama yalancı sapıklardan ise, İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır! Ve (onun sonu) cehenneme atılmaktır (Vakı’a 92-94)

Bunlar, solcular ve kötü gidişatlı olanlardır.

Böylece sürenin sonu baş tarafını tasdik etmekte ve özetlemektedir. İnsanlar bu yöne doğru yönelişlerini anlamışlar mıdır? İster anlasınlar isterse anlamasınlar. Gerçek değişmeyecektir:

Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir. Öyle ise ulu Rabbinin adını tenzih ile an  (Vakı’a 95-96)

Kaynak: Muhammed Gazali / Kur’an’ın Konulu Tefsiri / bkz: 703-725

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.