TefsirVakı'a Süresi

Vakı’a Süresi Muhammed Gazali Tefsiri

sponsor

Yüce Allah, Ademoğulları’nın üç gruba ayrılacağını açıklamıştır.

Siz üç sınıfa ayrılacaksınız. Meymenetliler; onlar ne mübarek, ne hayırlı kişilerdir! Meymenetsizler; bunlar da ne uğursuz /  hayırsız kimselerdir.  Sabikun ise, hep önde gideceklerdir. Sabıkun, Allah’a en yakın olanlar işte bunlardır. Bunlar, nimeti bol cennetlerde ağırlanırlar (Vakı’a Süresi7-12).

Vakı’a Süresi, yeniden dirilmeye dair deliller zikretmiş ve tabiat ufuklarından ve insan deneyimlerinden çeşitli beş delil sunmuştur:

1.Delil: Sizi Biz yarattık, peki tasdik etmeniz gerekmez miydi?

Birinci yaratılış sahibi neden ikinci yaratıştan neden aciz kalacağı itham edilmektedir. Ben ders verirken yoruluyorum. Onu yeniden anlatınca bana kolay geliyor.

Bu düşünceyi destekleme kabilinden bir başka ayette Allah şöyle buyuruyor:

İlkin mahlukunu yaratıp (ölümden) sonra bunu (yaratmayı) tekrarlayan O’dur, ki O’nun için pek kolaydır (Rum 27)

Allah katında zor, kolay, basit, daha basit yoktur. Bunun için desteklemeyi şu sözüyle sürdürüyor.

Göklerde ve yerde (tecelli eden) en yüce sıfat O’nundur. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir (Rum 27).

Bu delil bir çok sürede tekrarlanmıştır. Bu gayet açık olup bunu kendini beğenmiş budaladan başkası inkar etmez.

Bir de onlar dediler ki: Sahi biz, bir kemik yığını ve kokuşmuş bir toprak olmuş iken, yepyeni bir hilkatte diriltileceğiz, öyle mi? De ki: İter taş olun, ister demir, isterse aklınıza (yeniden dirilmesi) imkansız gibi görünen herhangi bir yaratık! Diyecekler ki: Bizi tekrar hayata kim dönüdürecek? De ki: Sizi ilk kez yaratan (İSra 49-51).

Kur’an-ı Kerim, bakıp düşünme isteğini ve başlangıç ve dönüş için bu varlık hakkındaki düşünceyi soruçturmayı teşvik etmektedir. Bir gerçekte varız. Nasıl var olduk? Son dirilişi, uzak görmek ahmaklıktır.

Allah’ın yaratılanı ilk baştan nasıl yarattığını (ölümden) sonra bunu (nasıl) tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır. De ki:

Yeryüzünde gezip dolaşın da Allah ilk baştan nasıl yaratmış bir bakın. İşte Allah, bundan sonra (aynı şekilde) ahiret hayatını da yaratacaktır. Gerçekten Allah, her şeye kadirdir. O, dilediğine azap eder, dilediğini esirger. Ancak O’na döndürüleceksiniz (Ankebut 19-21).

2. Delil: Alemi ilk yaratanın gayreti tükenmemiş ve gücü azalmamıştır. O her gün, hatta her saat, her an yarattığını yenilemektedir. Ancak insanın yaratılmasında ve sürekli yeni zürriyetlerin oluşunda bu böyledir. Bu delil yüce Allah’ın şu buyruğunda de belirtilmiştir:

Siz, akıttığınız meniye hiç baktınız mı? Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa onun yaratıcısı Biz miyiz? Aranızda ölümü Biz takdir ettik; sizin yerinize benzerlerinizi getirmekten ve hiç bilmediğiniz bir yapıda sizi tekrar yaratmaktan da aciz değiliz (Vakı’a 58-61)

Meni ilginç bir sudur. Bu, Yüce Kadir’in dilinde adi bir su olup insandan bir defa çıkışında iki yüz bin canlı sperm taşır. Bu gözle görülmeyecek kadar küçük canlı, oluşumunda bütün insanın maddi ve manevi özelliklerini içinde barındırır.

Bu eskiden beri bilinmektedir. Bu süresinde anlatılan mulaane konusunda gayri meşru çocuk edinen hamile bir kadına Resul şöyle der:

Şayet bu kadın, gözleri sürmeli, kalçaları uzun, baldırları geniş bir çocuk doğurursa onun doğurduğu çocuk Şureyk b. Sem’a’nındır.

Beden özellikleri, tıpkı akli ve ahlaki özelliklerin taşındığı gibi babadan oğula meni yoluyla nasıl taşındığına bakın.

Dahi insanlardan oluşan cemiyetleri yöneten uluslararası fabrikatörler bu yumurtalardaki özellikleri üretebilirler mi? Hiçbir şey yapamazlar. Çünkü bunların maddesi kandan alınmaktadır. Kan da gıdadan, gıda ise topraktan gelmektedir.

Bunları ilk ve son şekliyle düzenleyen Allah’tır:

O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır. Sonra onun zürriyetini, dayanıksız bir suyun özünden üretmiştir. Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz (Secde 7-9)

İnsanın sadece tek bir spermden yaratılması ve diğer iki yüz milyonun boşa gitmesi müthiş bir olaydır. Adeta Allah, kendini beğenen insana:

Senin ve senin gibi milyarların yaratılışı bir yükümlülük ifade etmez demektedir.

Kendisinin felsefeyle uğraştığını sanan ahmak birine dedim ki: Spermi yaratarak onu rahimde tutan kimdir? Anne ve babandan her biri bir şeyden habersizdir. Sen gelip bir de inkara yelteniyorsun:

Andolsun ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez miydi (Vakı’a 62).

3. Delil: Üzerinde muhteşem varlıkları yaşatan yeryüzünde çardaklı ve çardaksız bağlar, bahçeler, ormanlar, bin bir çeşit meyveler, çeşitli renk ve kokularda çiçekler görmektesin.

Bütün bnunları yaratan kimdir? Çitfçi toprağı sürer, tohumu saçar ve ondan sonra bir şey bilmez. Ancak yüce Kudret’in yaptıklarına tanık olur, teslim olmuş bir halde Allah’ın verdiklerini kabul eder. Bunlar, ya yaratanı ve yoktan var edeni bilmeye ya da ölüm ve hayat kıssasını kavramaya sevk eder.

Vakı’a Süresinde, son diriliş delillerinden olan ekin ve mahsuldeki şeylere göndermeler vardır:

Ekip biçtiklerinize hiç baktınız mı? Onu siz mi bitirip yetiştiriyorsunuz, yoksa Biz mi? Eğer dileseydik onu çer-çöp haline de getirir, siz de şaşkınlıktan donar kalırdınız (Vakı’a 63-65)

Ölüleri diriltme, dünyanın her tarafında yinelenen bir kıssadır:

(Bu hususta) ölü toprak onlar için önemli bir delildir. Biz ona hayat verdik (Yasin 33)

İnsanları kabirlerinden çıkarma, çeşitli maden ve maddeleri taşıyan toprağın karanlıklardan bitkileri çıkarmaktan zor değildir.

Allah, sizi de yerden ot (bitirir) gibi bitirmiştir. Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yeniden çıkaracaktır (Nuh 17-18).

Başka sürelerde daha fazla açıklamalar vadır:

Yeryüzünü de döşedik ve ona sağlam dağlar koyduk. Orada gönül açan her türden (bitkiler) yetiştirdik. Allah’a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunları yaptık) (Kaf 7-8).

Ayette geçen yönelme, aklın uyanmasıdır. Akıl uykuya dalmıştı, uyandırdı. Kendinden geçmişti, dikkatli ol dedi.

Evet (kabirden) çıkış, Allah’a kavuşmak ve hesaba çekilmek içindir. Tıpkı küflü ve tozlu topraktan çıkan bu meyvelerin glikoz, yağ, nişasta taşıması ve üzerinde hoş renkler oluşturması gibidir. Sonra insan, yeniden dirilmeyi inkar etmeye çağırır Oysa her an yeniden dirilmektedir.

Çiftçi, bu olup bitenleri kendisinin yaptığını düşünebilir. Bu yüzden Allah, şayet bunları yerle bir etmek istese çiftçinin bir şey yapamayacağını ve bunları çekirge sürüsüne teslim edeceğini açıklamıştır.

Eğer dileseydik onu çer-çöp haline de getirir, siz de şaşkınlıktan donar kalırdınız ve Galiba biz zarar ettik Hayır, biz mahrum bırakıldık derdiniz (Vakı’a 65-67)

Bedenlerin dirilmesi, tıpkı yeryüzünün yeşermesi gibidir. Burada açıkça görülen iş, gökleri ve yeri yoktan Yaratan’ın kudretidir. İnsanın yeniden dirilme ve ceza görme ile motivasyon kazanması gerekir.

Ruhani olduğu sanılan uhrevi ceza kısmını bir düşünelim:

İnsanın cisim ve ruhtan olduğu malumdur. İnsanoğlunun erişmeye çalıştığı yükselişin, ancak bedenin yok olmasıyla ve ne istediğini bilmemesiyle tamamlanacağı doğru mudur? Ben, Kitap ve Sünnet’te bedenin işkence ve azap görmesine herhangi bir işaret görmedim.

Evet farz olan oruç vardır. Açlık ve susuzluğa maruz bırakır. Bazen secde ve kıyamı uzayan ve ayaklarının altı şişen namaz vardır. İnsan, rızkını ter döküp çaba sarfettiği bir sanat ile kazanabilir. Allah yolunda öldürülerek, ruhu alınarak ve kanı dökülerek yaşamı son bulabilir ve burada İbnu’r Rumi’nin sözü gerçekleşir:

Topraktaki bedeni sev çünkü hevadır ve onu Allah’a yükselen bir ruh olarak sev!

Fakat bütün bunlar, ruhen ve bedenen insanın İlahi imtihana çekilmesidir. Ruh ile imtihandan haz alır ve beden bu hazzı paylaştırır. Bedenin buradaki rolü aracı olmaktır. Beden kendisine isabet eden şeylerle düşünür, düşünce ile birlikte katlanır ve Allah’ın rızasını kazanma iradesine yönelir.

Sancı örneğin uyuşturucu ile durdurulsa ve insan ölene dek hiçbir şey hissetmese bu bir erdemlik olmaz!

İnsan özellikleriyle temeyyüz eden bir cinstir. Allah insanı kendi eliyle yaratmıştır. Allah onu, bir erkek yada kadının gelip, Beden adidir. Onun işkence ve azap görmesi gerekir demesi için en güzel bir biçimde yaratmamıştır.

Allah, Adem’i yaratınca O’na şöyle dedi:

Sen ve eşin (Havva) beraberce Cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğini zaman her yerde Cennet nimetlerinden yiyin (Bakara 35)

Bu helal olan şeyde bedenin azap görmesi nerededir?

Allah Peygamberleri yarattı. Onların yaratılışını seçkin kıldı ve onlara şöyle dedi:

Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin! Güzel işler yapın (Müminun 51).

Bu teklifte yasak belirtileri nerededir?

Allah kendisine inananları temiz rızıklarla sevindirmiş ve bunlar karşılığında sadece şükretmeyi istemiştir:

Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin, eğer siz yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin (Bakara 172).

Bunda bedene bir savaş ve ona ihanet etme planı var mıdır?

Şanı yüce olan Allah, Ademoğulları’nın, bu dünyada uzun yolculuklarından sonra belli bir zaman içinde Allah’a yeniden döneceklerini ve hayatlarına kavuşacaklarını açıklamıştır:

Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu) üzerimize aldığımız bir vaat oldu. Biz ( vadettiğimizi) yaparız (Enbiya 104)

Bu dönüş, insanların bir ruh olarak değil bedenen veya bir beden olarka değil de ruhen mi gerçekeleşecektir?

Bu çok bozuk bir düşüncedir.

İnsanlar bu insanlardır. Onlar günah yada sevap işledikleri organlarıyla ve hissiyatlarıyla dirileceklerdir. İnsanlar, yaptıklarını inkar etmek için bir polemiğe girdiklerinde organları dile gelerek onları yalanlayacaktır:

Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şahitlik edecektir. Derilerine: Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? derler. Onlar da: Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştır. Yine O’na döndürülüyorsunuz derler, (Fussilet 20-21)

Kötülüklerini giderme çabası içinde olan insan, ahirette erişeceği nimetle ödüllendirilir.

Dünyada cihat edenler, ahirette müsterih olanlardır. Bedenlerin yok olup bir daha dönmeyeceği, ahiretin sadece ruhlar için olacağı, ahiret sevabının ve cezasının gönül rahatlığı ve huzuruna benzer manevi bir şey olacağı görüşü, temelsiz batıl bir görüştür.

Bu görüşün tahrif edilmiş dinlerden olan Hıristiyanlığa geçtiği bellidir. Nice putperestlikler, dinlere sızmış, temellerini sarsmış ve ilkelerini darmadağın etmiştir.

İlginçtir, bedenlerin üstesinden gelme ve ruhbanlık felsefesi taşıyanlar, geçmiş kralların saraylarında görülmeyen kalabalık eğlence sanatçılarıyla eğlenen ve karakterleri bozmada nefisleri dejenere eden çağdaş medeniyete yenik düşme ve teslim olma unsuru olmuşlardır. Böylece yanlış, yanlışları doğurmuştur.

Bizim dünyamızda örneğin ileri gelen ilim adamlarına verilen Nobel ödülüne bakalım. Edebiyat alanıdna belirlenen ödül de o ilim adamının nefsi sarsılmaktadır. Fakat sadece edebi ölçü, ne açlığı giderir, ne de korkudan emin kılar. Burada verilen ödül ise bir hayli fazla ve kabarıktır.

Kılavuzluk eden ceza kıssasını açıklamaya geçiyor ve diyoruz ki:

Bedenin istekleri sınırlıdır. Taşkınlık ve azgınlık rezaletini bir tarafa bırakınca bu isteklere karşılık vermek az külfeti gerektirir! Bu manevi cezanın üstünde midir? Hayır!… Farklı yetenekler, himmetler ve gayretler, kimileri kimilerinden yüksek çeşitli cezalarla karşılaşırlar..

Siz samimi bir hizmetçinize yemek tabağı sunduğunuzda ona siz bakmadan önce o bakar! Size çok teşekkür eder. Fakat gözleri o tabaktan ve tabağın içindekilerden ayrılmaz. Burada sizi bilen, takdir eden ve insanlara tanıtan bir başkası daha var. Siz ona yemek tabağı sununca onun size bakışları daha derin ve önceliklidir. Sizden aldığı yemek tabağını bitirince yazmış olduğunuz ilmini artıracak bir kitabınızı kendisine hediye etmenizi umut eder! Bu ikisi aynı mıdır?

Kendisini uluhiyet övgülerinin meşgul ettiği iman ehli, sürekli onunla mesrur olur. Ya da sevinçli ve kederli anında genelde onlarla meşgul olduğu için sadece Rabbinden bekler

Fakat sevinç ve kederin, beşerin çözemeyeceği psikolojik kanunları vardır. İman ehli hallerinden söz edince hiçbir şekilde şer’i edepleri şaşmaz ve Allah’ın hudutlarını çiğnemez.

Allah: Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete kavuşuyorsa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir (Al-i İmran 185) diye buyurunca hiç kimseye şunu demek yakışmaz:

Cennet e onun nimetleri nedir? Biz Allah’ın kendisini istiyoruz. Bu sakat bir sözdür.

O kimse zakkum ağacının gölgesinde olduğu halde Allah’ı görmek ister mi? Eğer o ağacın gölgesi varsa Allah, cennetinde, orada ve cennetin sürekli gölgesinde yürüyen mümin kullarına tecelli eder.

Yüce Allah’ın şu buyruğunu bir düşünelim:

Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerinde güzel meskenler va’detti. Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür, işte büyük kurtuluş da budur (Tevbe 72).

İlahi lütuf, her nimetin üzerindedir ve her lezzetten daha üstündür..

Alimlerimiz, ahiret sevabının ve cezasının maddi ve ruhani olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir ve bunu destekleyen bir çok ayet ve hadis vardır.

Bazı insanlar, kendilerine ve durumlarına bakıp, sonra insanların işlerinde kapalı genel hüküm verdikleri için yanılabilirler. Oysa bu gerekmez.

Biz İsa ve Yahya (a.s)’nın evlenmediklerini biliyoruz. Fakat her iki peygamber de evlenmeye savaş açmadılar ve yabani ruhbanlık yolunu seçmediler. Çünkü onlar, yaşamı tahrip için gönderilmediler. Onların evlenmemeleri, sadece kendilerine özgü özel şartlardan ötürüdür.

İbn Teymiye bekar olarak yaşamıştır. Aynı şekilde Cemaleddin Afgani de öyle yaşamıştır. Her biri de bekarlığa davet etmeyi tavsiye etmemişlerdir..

Kaynak: Muhammed Gazali / Kur’an’ın Konulu Tefsiri / bkz: 705-713

Aşağıdaki konular ilginizi çekebilir. Bakmak ister misiniz?

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı