DOLAR
19,9662
EURO
21,3770
ALTIN
1.249,93
BIST
4.580,67
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Az Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
21°C
Salı Çok Bulutlu
23°C
Çarşamba Az Bulutlu
24°C
Perşembe Az Bulutlu
23°C

Zekatın Fıkhi Yönü & İslam ve Kur’an

Zekatın Fıkhi Yönü & İslam ve Kur’an
06.02.2023 22:43
0

Zekat; zenginleri, cimrilik, eli sıkılık hastalığından kurtarır. Onları hayırlı işleri yapmaya alıştırır. Felah ve necata eriştirir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim de buyuruyor ki; “Kim nefsinin hırsından (sıkılıktan) korunursa, işte bunlar (azabdan) kurtulanlardır (1)

Darda kalmış, ihtiyaç içinde kıvranan fakirlere genişlik, ferahlık ve rahatlık verir. Acizlerin, çaresizlerin yaralarını sarar, onları ızdıraptan kurtarır. Fakirliğin elemini kaldırır. Zenginlerle fakirler arasındaki sevgi ve saygı bağlarını kuvvetlendirir.

Zengin fakire ihsanda bulunmakla, onu kendisine bağlamış, malına mülküne, parasına puluna, refah ve rahatına göz dikmesini önlemiş, yeryüzünde fesat ve bozgunculuğun azalmasını, serlerin ve zararların giderilmesini temin etmiş olur.

Çünkü bir cemiyetin içinde açlar, muhtaçlar çoğaldıkça, şüphesiz hırsızlık vakaları ve fesatlıklar da o nispette artar. Zekatla bunların sıkıntıları giderildiği zaman, hiç şüphesiz bunlar gayr-i meşru yollara gitmeyecekler, millete, memlekete faydalı olan işlerle iştigal edeceklerdir.

Çeşitli fitneler, cemiyetin düzenini bozan uygunsuz hareketler, umumiyetle, zenginlerin mallarını tamamen ellerinde tutmalarından, ihtikar yapıp, servetlerini depolamalarından ve böylece fakirleri mahrum bırakmalarından ileri gelmektedir.

Din, iman, aile, millet, mal ve mülkiyet düşmanlığını körükleyen rejim, fakirleri zenginlere düşürmek suretiyle, yayılmakta ve gelişmektedir. Halbuki, Yüce Dinimiz, bu meseleyi 14 asır önce kökten halletmiş, en üstün ve en güzel bir sistem getirmekle, cemiyette meydana gelecek tedirginlikleri, sızlanmaları önlemiştir.

Son derece önemine binaendir ki, Hz Ebu Bekir (r.a) Efendimiz, zekatını vermekten imtina edenlerle harbetmiş, onların bu vecibeyi yerine getirmelerini sağlamıştır. Çünkü bu mesele küçümsenecek bir mesele değildir.

Milletleri ayakta tutacak pek mühim bir meseledir. Bir milletin fertlerini birbirlerine özellikle fakirleri zenginlere bağlayan çok sağlam bir bağdır. Bozulması, yıkılması asla doğru olmayan, hatta her zaman onarılması, düzeltilmesi, sağlamlaştırılması gereken bir köprüdür.

Bütün dünya milletlerinin cemiyetlerindeki, huzursuzlukları gidermek, gerekli saygı ve sevgiyi sağlamak, servet düşmanlığının önünü almak için, yapışacakları, asla bırakmayacakları en güzel bir düsturdur.

Bunlar bir tarafa, diğer bir hikmeti de kulun, Rabbinin vermiş olduğu nimete karşı bir şükran borcudur. Hak Teala kuluna, vücut, sağlık, afiyet, mal ve mülk gibi sayısız nimetler vermiştir. O’na ne kadar şükretse azdır.

Zaten şükrünü ödemesi imkansızdır. Zira her nimet bir şükür ister. Hatta nimetin şükrünü idrak etmek ve gereğini yerine getirmek de bir nimettir. Bu da ayrıca bir şükrü gerektirir. Fakat hiç değilse kul aczini, fakrini duyabilmeli, nimetlerin kendisine Allah (c.c)’ın bir lütfu olduğunu bilmeli, şükrünü, O’na kulluk yapmak suretiyle edaya çalışmalıdır.

Bedene ait ibadetleri yapmak beden, vücut nimetinin; mali, yani zekat, hac ve kurban gibi ibadetleri işlemekle de mal nimetinin şükrü eda edilmiş olur. Kuru kuruya sadece, “Şükür, şükür” demekle, bu ulvi vazife yerine getirilmiş olmaz. İçtimai bir yardım olan zekat, cemiyetin en zayıf ve en düşkünlerine verilmekle, malın şükrü eda edildiği gibi, aynı zamanda, dinin ve vatanın selameti de temin edilmiş olur.

Zekatın Hükmü

Zekatı vermekle dünyada ödenmesi gereken bir borçtan, ahirette ise azaptan kurtularak, sevaba hak kazanmaktır. Çünkü zekat borcunu ödemeyenler hakkında Cenab-ı Hak Teala mealen şöyle buyuruyor;

“Allah’ın fazlından kendilerine verdiği şeye bahillik (cimrilik) edenler, hiçbir zaman onu kendilerine hayırlı sanmasınlar. Aksine bu kendileri için bir serdir. Onların cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır (2)

Zekatın Rüknu

Zekat verecek kimsenin her çeşit menfaatten vazgeçerek, malının belli bir kısmını, zekat verilmesi gereken fakire vermesi, onu bu mala sahip kılması, kendisinin bu maldan tamamen ilgisinin kesilmesidir.

Bir kimse zekat niyetiyle bir yetimi yahut fakiri doyursa, veya cami yaptırsa veyahut bir fakiri bir sene evinde oturtsa bunların hiçbirisi zekat olmadığı gibi, anasından, babasından, ecdadından, çocuklarından ve torunlarından birisine zekatını verse, zekatlık maldan tamamen alakası kesilmediği için yine zekat olmaz.

Zekatın Sebebi

Zekatın sebebi, nisabtır. Nisabın dini manası; zekatı verilmesi gereken malın miktarıdır. Daha doğrusu, zenginliğin ölçüsüdür. Bu miktar gümüşten 200 dirhem (672 gr) , altından 20 miskal (96 gr), devede beş, sığırda otuz, koyun ve keçide kırktır. İşte bunlar, hakikaten veya hükmen artar, çoğalır, üzerinden de bir kameri yıl geçerse, zekat vermenin sebebi olurlar.

Bu miktarlardan daha az mala sahip olanlara zekat lazım gelmez. Çünkü zekat vermek için, şer’î bir sebep

Zekatın Farz Olmasının Şartı

Zekat, akıllı, buluğa (erginliğe) ermiş, hür olan, borcundan ve asli ihtiyaçlarından başka, alışverişle veya yavrulamak suretiyle artmaya elverişli nisab miktarı, üzerinden bir yıl geçmiş malı bulunan Müslümanın üzerine borçtur.

Buna göre zekatın farz olması için:

  • 1 — Müslüman olmaktır. Kafirlere yani İslam Dini’ne inanmayanlara, böyle bir mükellefiyet yoktur.
  • 2 — Hür olmaktır. Kölelerin mallan efendilerine ait olduğundan, bunlar da mükellef olmazlar.
  • 3 — Akıllı olmaktır. Deliler için iki hüküm vardır:
    • a-)Çocukluğundan beri deli olanlara bir şey gerekmez. Bunlar ne zaman iyileşirlerse, o andan itibaren vermeye başlarlar.
    • b-) Büluğa erdikten sonra, akıllarını kaybedip bir yıl bu hal devam ederse, o yıl bunlar da mükellefiyetten düşerler.

Aynı yıl içinde iyileşirlerse, bu hususta iki görüş var. İmam Muhammed’e göre, iyileşmesi az bir zamana münhasır da olsa zekat vermesi gerekir. Diğer bir görüşe göre ise, yılın çoğunu iyi olarak geçirmedikçe zekât lszım gelmez

  • 4 — Baliğ olmaktır. Çocukların mallarından velileri dahi zekat veremez. Ancak Hanefi mezhebinin dışında kalan mezhepler, zengin çocukların adına velîlerinin vermesi lazım geldiği hükmüne varmışlardır.
  • 5 — Nisab, yani zekat verecek kimsenin, şeriatın koymuş olduğu ölçüye dshil olan bir mala sahip olmasıdır. Miktarları yukarıda zikredilen mala sahip olmayanlara zekst gerekmez.

Hacet-i asliye tabir edilen, yiyecek, giyecek, ev, dükkan, mağaza, mutfak eşyası,
buzdolabı, çamaşır makinası, dikiş makinası, radyo, televizyon, lüzumlu ev eşyası, halı,
kilim, yazlık-kışlık elbise, gerekli silâh, alet, kitap, binek hayvanı, kamyon, otobüs, taksi
vs. gibi hayat için zorunlu olan eşyalar, nisabı sağlamak için dahil edilmezler. Ancak,
otobüs, kamyon ve taksi çalıştırılarak para kazanılırsa, bunların yıllık gelirlerinden zekat
verilir.

  • 6 — Nema: Zekatı verilecek malın hakîkaten (ticaret yoluyla veya sahibi tarafından çalıştırılmayıp da elinde bulunan, üreyip çoğalmak suretiyle) veya takdiren (artma ve çoğalma yeteneğine sahip altın ve gümüş gibi servetler) artan ve çoğalan olması lazımdır.
  • 7 — Zekatın farz olması için malın sahibi ve aynı zamanda elinde bulunması gerektir. Kendi malı olmayıp da, ancak rehin olarak elinde bulunan kimseye zekat vermesi lâzım gelmediği gibi, mülkün sahibi olup da, elinde mehrini bulunduramayan bir kadına da lazım gelmez.

Mesela: Onbin lira parası olup da, bir bu kadar da borcu olana da zekat vermesi îcabetmez. Ancak onbin lira parası yanında beşbin lira da borcu varsa, geri kalan beşbin lira için zekat vermek gerekir.

8 — Havl-ü havelan: Nisablık malın üzerinden tam bir kameri yıl geçmedikçe, o mala zekat vermek îcabetmez. Nisab miktarı malın sene ortasında azalması, malı zekattan kurtarmaz. Yılın başında ve sonunda nisabı muhafaza etmesi kafidir. Yıl ortasındaki artışlar da ilave edilerek, ilk sermaye ile birlikte hasıl olan kazancın da zekatı verilir.


Bu kar ve kazanç senenin sonunda yani ikinci yıla girildiği anda hasıl olursa, evvelki
paraya ilave edilerek, o anda zekatı ödemek gerekmez. Bunun da üzerinden bir yıl
geçmesi lazımdır.

Kaynak: Hüseyin Özgün / Diyanet İlmi Dergisi / Eylül 1970 / bkz: 325-327

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.